20. yüzyıla dönmek mümkün müdür?


Münir Aktolga

Münir Aktolga

11 Ocak 2017, 21:15

Amerika’dan Avrupa’ya kadar bütün gelişmiş ülkelerde insanların tepesinde  yeni tipten bir milliyetçilik hayaleti dolaşıyor!.. Avrupa literatüründe “yeni sağcılar” denilen bu 20.yy kalıntısı  milliyetçilerin tek bir  ortak  noktası var, “küreselleşme karşıtlığı”!.. Amerika’da Trump’tan İngiltere’de 'Brexit' hareketinin öncülerine, Almanya’da AfD diye anılanlara, bunların Avusturya’daki, Hollanda’daki ve diğer  ülkelerdeki benzerlerine  kadar bütün o  “yeni sağcıların” ortak noktası,  ulus devletle etle tırnak gibi birarada oluşarak tarih sahnesine çıkan, ama son zamanlarda küreselleşme süreciyle birlikte birbirlerinden ayrışmaya başlayan ulus devletle sermaye-küresel sermaye- arasındaki bağları yeniden onarmak!.. Küreselleşmeyle birlikte tıpkı o ipek böceği kozasının içinde gelişerek bir kelebek haline gelip, sonra da pırr diye uçup giderek, nerede yatırım yapmak işine geliyorsa oraya konan küresel sermayeyi  tekrar kendi ana vatanlarına geri getirebilmek için çırpınıyor gelişmiş ülkelerin ulus devletçileri.

Bunun için iki yöntem var ellerinde
Birincisi, gelişmekte olan ülkelerdeki huzuru bozup, siyasi istikrarı zedeleyerek, küresel sermaye çevrelerine, buraların artık yatırım yapmak için elverişli olmaktan çıktıkları mesajını vermek; bu şekilde onların kendiliklerinden ana vatanlarına geri dönmelerini sağlamak. Diğeri ise, 'bakın eğer hala bu yolda devam ederseniz size öyle zorluklar çıkarır, öyle vergi tarifeleri uygularız ki pişman olursunuz' deyip onları korkutarak geri dönmeye mecbur bırakmak…

[Çok ilginç bir nokta da, kendilerini hala “sol” olarak tanımlayan bütün o 20.yy kalıntısı ucubelerin tavrıyla ilgili! Dikkat edin bakın, bütün Avrupa ülkelerinde, yeni sağcıların gelişmekte olan ülkelere karşı politikalarıyla (bu arada özellikle göçmenler karşıtı politikalarıyla) sözkonusu solcu politikalar arasında tam bir görüş birliği var; yani bu konularda aşağı yukarı aynı yerde duruyorlar!.. Yeni sağcılar, küresel sermayeyi anavatanlarına geri getirme sevdasında iken, bu “eski solcular” da, hani emperyalizm sermaye ihracıdır ya, bu nedenle, ana vatanlarından dışarı giden sermayenin tekrar geri dönmesini istiyorlar!!.. 20. yy’a özgü-o zaman bir ölçüde gerçeklik payı olan-emperyalizm teorisiyle 21. yüzyılı anlamaya kalkınca ortaya bu sonuç çıkıyor işte!]

Şu aşağıdaki gazete haberine bakınız:
Bu yıl nisan-mayıs aylarında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Ulusal Cephe (FN) Lideri ve cumhurbaşkanı adayı olarak katılacak olan  Le Pen, konuğu olduğu France 2 televizyonuna, seçilmesi halinde yerli ekonomiyi destekleyeceğini, yurt dışında üretim yapan Fransız otomotiv firmalarına vergi yaptırımı getirmek istediğini söyledi!..
Le Pen, ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın da daha önce açıkladığı gibi, özellikle Otomobil firmalarının üretimlerini ülke içinde yapmasını aksi taktirde özel vergilendirilmeleri gerektiğini savundu.
Daha önce Trump da Genel Motors'u, Meksika'da ürettiği Chevy Cruze modelini işaret ederek “Ya üretimini ABD'de yap ya da sınır vergini öde.” şeklinde uyarmıştı.
Fransız otomobil devleri Renault, Peugeot, Citroen'in Avrupa'da birçok ülkede faaliyeti ve üretimi bulunuyor. Renault'nun Bursa'daki fabrikasının yıllık 360 bin araç ve 450 bin motor üretme kapasitesine sahip olduğu biliniyor.
Le Pen, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, firmaların, Fransa'da da vergi ödemeleri ve iş gücü yaratmaları için, üretimlerini Fransa'ya taşımalarını talep edeceğini söylüyor“.
http://www.milliyet.com.tr/trump-dan-sonra-le-pen-den-ekonomi-2376193/   
Dikkat ederseniz burada geri çağrılan sermaye sadece Meksika'ya gidenler falan değil! Türkiye'de yatırım yapanları da kapsıyor bu çağrı!.. Bu, küreselleşmeyle birlikte ulus devlet bağlarını koparan ve artık nerede yatırım yapacağına kendisi karar veren küresel sermayeye karşı gelişmiş ulus devlet çağrısıdır-atağıdır... Gelişmiş ülke ulus devletçileri küresel sermayeye, bizi bırakıp bir yere gidemezsin, geri gel yoksa seni mahfederiz“ diyorlar!..

1-Peki bu mümkün müdür, yani gelişmiş ülke ulus devletçilerinin bu politikaları bir sonuç verir mi; daha başka bir deyişle, tekrar 20. yy’ın merkantilizm-korumacılık dönemine geri dönülebilir mi?
Aslında böyle bir soru bile saçma! Ama ne yapalım, çaresizlik 20.yy kalıntısı ulus devletçileri bu türden bir ruh çağırma mücadelesiyle karşımıza çıkarınca biz de buna cevap vermek zorunda kalıyoruz! HAYIR MÜMKÜN DEĞİLDİR!.. Ulus devletle sermaye arasındaki birlik ruhunu tekrar geri getirmek mümkün değildir. Ne olacak yani Trump tutupta Çin’e karşı gümrük duvarlarını mı yükseltebilecek? Yükseltsin, e Çin de yükseltecek o zaman! Amerika’da Çin mallarını alan kim, fukaralar değil mi?… Bu durumda onlar aynı mallar için daha fazla para ödemek zorunda kalacaklar!! Bir de tabi  İ Phone’ler daha pahalıya malolacak ve bu da gene Amerika’nın kendisine zarar verecek!.. Yani ne yaparlarsa yapsınlar 20.yy’ın ulus devletçi korumacılık sistemini geri getirmek artık mümkün değir. Bunların şu an yaptıkları, kelimenin tam anlamıyla, çaresizlikten kaynaklanan bir akıntıya karşı kürek çekme  ruh halidir…

2-İkinci soru da şu: Tamam ama bütün bunlara rağmen ortada bir durum var ve bütün bu gelişmeler karşısında gelişmekte olan ülkeler ne yapacaklar? 
Amerika'ya, Fransa'ya… bütün o Batılı gelişmiş ulus devletlere karşı savaş mı açılacak?Gelişmekte olan ülkelerin ulus devletleri olarak bunların ulusalcı çıkışlarına  gene ulusalcı reaksiyonlarla karşı çıkılmaya mı çalışılacak? Yapılması gereken bu mudur? Buralardan nereye varılabilir ki? 
Örneğin,  gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye ne yapacak, kendi ülkesine gelerek burada yatırım yapan küresel sermayeyi  nasıl ülkesinde tutacak? (Nitekim bakın gidiyorlar işte! Son zamanlarda doların, euronun birdenbire bu kadar  yükselmesinin altında biraz da bu yatıyor...)
Yok üst akılmışta, yok bunlar zaten bizim gelişmemizi, ilerlememizi istemiyorlarmışta… Bu nedenle tek çıkar yol bunlara karşı  ikinci bir kurtuluş savaşı vermekmişte!!.. Gelişmiş ülkelerin ulus devletçi provokasyonlarına  gelişmekte olan ülke ulus devletçilerinin karşı çıkışlarının mantığı bu  işte!! E, hadi bakalım o zaman Amerika’dan Avrupa’ya kadar bütün o gelişmiş ülkelere karşı ulusal kurtuluş savaşı açın!!..  Bizdeki 20. yy kalıntısı ulusalcı zihniyetin vardığı, varabileceği sonuç bu oluyor! Yahu kardeşim diyorsun, senin bütün ihracatının yüzde sekseni bunlarla, hangi ulusal kurtuluş savaşından bahsediyorsun sen! Ama yok, gelişmekte olan ülke burjuvaları olarak azıcık bitleri kanlandı ya, kendilerini Ertuğrul Gazi falan sanıyorlar hemen!!..

Uzatmaya gerek yok;  yapılacak iş ortadadır: 
Madem ki onlar sermayeyi ürkütmek için provokasyonlar yaparak-hatta terörü, teröristleri destekleyerek- onu, artık buralarda yatırım falan yapılmaz havasına sokup   geri dönmeye zorluyorlar, o halde sen de tam tersini yapacaksın; yani demokratikleşmeye hız vereceksin, 21. yy ihtiyaçlarına cevap veren yeni bir anayasa hazırlayacaksın (bunu şu anda yapamıyorsan bile en azından bu yönde bir irade beyanı yapacaksın) Provokasyonların önünü kesmenin başka yolu yoktur... Çünkü, demokratikleşme ve yeni bir anayasa talebi hem küresel sermayenin hem de kendi halkının talebidir… Kürt sorununu, alevi sorununu çözmeden, merkeziyetçiliğin yerine yerelden yönetimi   esas alan bir sistem oluşturmadan  21.yy da yol almak mümkün müdür? Teröre karşı gene mücadele et, hem de hiç göz açtırmadan; ama bunu yaparken ortaya bir de demokratikleşme paradigması koy, mesele budur...

İşte bizimkilerin düştüğü tuzak
Diyorlar ki, madem ki saldırı altındayız o halde şu an ancak milliyetçiliği-devletçiliği güçlendirerek buna karşı durabiliriz. Yani, gelişmiş ülkelerin ulus devletçi provokasyonlarına gelerek onların çektiği kulvara inip onlarla burada, onların tayin ettiği alanda yarışmaya-hesaplaşmaya çalışıyorlar! Daha başından kaybedilmeye mahkum bir mücadele değil midir bu?
Peki, bu kadar basit bir olayı nasıl göremez- bu kadar basit bir problemi neden çözemez- insanlar mı diyorsunuz... Unutmayalım, genel kural olarak  insanlar önce daha evvelki süreçlerde oluşan bilgi temelini-bilinci kullanarak yaşıyorlar, yol almaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de tabi “ölü kuşakların geleneği yaşayanların üzerine bir kabus gibi çöküyor”. İçinde bulunulan yeni sürecin  bilinci, bilgisi ise ancak eski bilgi temelini kullanarak atılan adımların sonunda oluşuyor, yani yeni bilgiler hep arkadan geliyor... Bu anlamda 20.yy bilgisi-bilinci 21.yy’ı kavramayı engelliyor da diyebiliriz!..
Derhal, ama derhal frene basmak, yoldan çıkan arabayı tekrar yola sokmak için çaba sarfetmek gerekiyor... 21.yy da, bilgi toplumuna giden yolda Türkiye'yi "Ertuğrul-Driliş" dizisi senaryosuyla-ruh haliyle- yönetemezsiniz!
1-Başkanlık sistemi girişimi bu haliyle geri çekilmeli, bu, "Tarihsel uzlaşma" zemininde yeniden ele alınmalıdır...
2-Teröre karşı en sert mücadele yürütülürken aynı anda bir demokratikleşme paradigması da ortaya konulmalıdır...
3-Gelişmiş ülkelerin küresel sermayeye koyduğu ve koymaya hazırlandığı ulus devletçi engellemelere karşı mutlaka ve mutlaka küresel sermayeye güvence verip onlarla ittifak kurmaya çalışılmalıdır...
Eğer  bu adımlar atılabilirse Türkiye düze çıkar. Yok eğer atılamazsa maliyet artacak, ama sonunda halkımız bu süreci Referandum'da noktalayacaktır. Hiç kimse Türkiye halkı koyun gibidir, ne isteniyorsa kuzu kuzu yaparlar diye düşünmesin! Bakın bu halk,  dünya tarihine, darbelere karşı, hiçbir silah kullanmadan bir 15 Temmuz zaferi yazmıştır... Daha önce Beyaztürk statükoya karşı AK Partiyi yoktan vareden de gene bu halktır. Son derece paragmatik, sağ duyusuyla hareket eden bir halkımız var bizim. Aksini düşünenler hep yanılmıştır!..

Bir kere öyle, bazı çığırtkanların iddia ettikleri gibi  iç savaş falan çıkmaz Türkiye'de... Hele hele, bütün o faşistlere ve faşizm  özlemlerine rağmen bir 20.yy hastalığı olan faşizmin hiçbir başarı şansı yoktur...
Tek bir çözüm yolu vardır:
"TARİHSEL UZLAŞMA" ÖYLE YA DA BÖYLE!
 Bu köşe yazısı 11 Ocak 2017, 21:15 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.