Alev Gürsoy Cimin: Bir ay işsiz kalsam intihar ederim

Alev Gürsoy Cimin

Alev Gürsoy Cimin



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 29 Nisan 2015, 09:59

Fatih Altaylı, Fuat Avni, Acun Ilıcalı gibi birçok isimle yaptığı röportajlarla tanınan Alev Gürsoy Cimin, gazeteciliğin kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu belirterek, "15 yıldır bu mesleğin içindeyim. Ama 60 yıl daha aynı heyecanla yaparım. Bu benim için büyük bir tutku" diye konuştu.

Birçok sanatçıya sanata nasıl atıldığı sorulduğunda 'çocukluğumdan beri içimde varmış' cevabı verir ya; Alev Gürsoy Cimin'de bu, gazetecilik için geçerli. 5 yaşında gazeteci olmayı aklına koyan, orta okulda muhabirleri izlemek için konserlere giden, Radyo ve Televizyon Yayımcılığı kazanan ve stajerliğinin üçüncü gününde yaptığı bir haberle gündem yaratan ve mesleğin her noktasında yer alan Alev Gürsoy Cimin bugünkü röportaj konuğumuz.

Son yıllarda Medyaradar isimli internet portalında yaptığı röportajlarla büyük ses getiren Alev Gürsoy Cimin, aynı zamanda Beşiktaş Belediyesi Basın Danışmanlığı görevini de yürütüyor. Ama gazeteciliğin kendisi için her şeyden önemli olduğunu da şu cümleyle anlatıyor, “16 yaşında başladım ve mesleğin her şeyini gördüm. Ama 60 yıl daha aynı heyecanla yaparım. Bu bir tutku, ben bir ay işsiz kalsam herhalde intihar ederim. O derece.”

Günümüzde siyasetin gazeteciliğe oldukça fazla kanalize olduğunu da söyleyen Cimin, “Bir de öyle bir döneme geldik ki düşündüğünü de beyan edemiyorsun. Çünkü ya şucu ya bucu olacaksın. Tarafsız olmak istesen bile bırakmıyorlar. Bişeyci olmak zorundasın bu ülkede. Ya yandaş ya candaş; seçimini sen yapacaksın” diyor.

Gazeteciliğe nasıl adım attınız?

Çocuk yaştan gazeteci olmak istiyordum. Herhalde 5 yaşından bile aklımda gazetecilik vardı. Orta okula başladığımda yerel gazetelerin kapılarını çalmaya başladım. Ulusala ulaşma imkanı çok fazla yoktu. O zamandan acaba nerede, nasıl gazetecilik yaparım diye araştırmaya başladım. Mesela hep konserlere giderdim ama konseri izlemeye değil. Oradaki gazeteciler ne yapıyor, neyi çekiyor diye bakardım; acaba tanışırsam bana yardımcı olabilirler mi diye düşünürdüm. Hep içimden 'Allah'ım bende bunlar gibi olayım' diye dua ederdim. Ama gazeteciliği hep başka bir şey zannediyordum. Çok büyük adamlar, büyük kariyer hayal ederdim. Sonra üniversiteyi kazandım, ilk tercihimdi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Radyo ve Televizyon Yayımclığı Bölümü...

Nasıl bir öğrencilikti?
Üniversiteye gittiğimde hiç derslere gitmedim. Oturup da bir hocayı dinlediğimi hiç hatırlamıyorum. Öğrencilik hayatım boyunca hep çalıştım. O zaman Hürriyet ile Milliyet birleşmiş, DEHA'yı kurmuştu. Burada staja başladım ama stajerliği herhalde en kısa süren kişi benim. 3'üncü gün sonra normal kadroya alındım. Oraya gidişim de biraz olaylı oldu aslında. (Gülüyor) Üniversiteye başladığımda 16 yaşındaydım. Güneş Gazetesi'nde yazı işlerinde çalışan bir hocamız vardı; ona 'mesleği yapmak istiyorum' dedim. Okumadan olur mu cevabını verdi. 'Sen herhalde spiker filan olmak istiyorsun' dedi. Hayır, 'haberci olacağım' dedim. 'Önce okulu bitir' dedi. Okursam yaşım geçiyor, ben kaç yaşında mezun olacağım. O saatten sonra mesleğe başlamak nasıl olacak ki! Baktım oradan iş çıkmayacak, gazeteciler nerde ben oradayım. AK Parti'nin daha yeni iktidara geldiği dönemde tesadüfen AK Partili bir milletvekili ile tanıştım. 'Bana yardımcı olabilir misiniz' dedim. 'Ne konuda' dedi. Staj' dedim. (gülüyor) Şaşırdı adam da... Beni tanımıyordu ama DEHA'ya gönderdi. Oradakiler de şaşırmış aslında. Hani bir siyasi tarafından yönlendirildiğinde ters tepki alır ya... Ben de şefimize nasıl geldiğimi anlattım ve staja başladım. Başladım ama bütün gün çay getir, çay götür.

Kendi yerime çaycı götürdüm

Bütün stajerlerin ortak kaderidir, çay taşımak...
Aynen ama ben bu durumdan çok rahatsız oldum. Akşam şefe, 'hep çay mı taşıyacağım' diye sordum. Dün bir bugün iki. Daha bir iki ay çay taşıyacaksın, pat diye habere gidemezsin, dedi. 'Ben haberci olmak için geldim, çay taşıyacak olsam kafeteryada işe başlardım' dedim. Adamın herhalde hoşuna gitti, 'hiçbir şeye karışmayacaksın, izleyeceksin' diyerek muhabirlerle habere gönderdi. Gidiyorum ama muhabir, kameraman yüzüme bile bakmıyor, sorularıma cevap vermiyor, muhatap bile olmuyorlar. Onlar haberi yapıyorlar ama hiç haberci gibi de gelmediler bana. Aslında başka türlü çekseler orada esas haber var ama onlar bunu görmüyor. Ben orada anladım ki bende gerçekten bir habercilik hissi, haber kokusu alma özelliği var. İşimin çok kolay olduğunu o an anladım. Annemden bana fotoğraf makinesi almasını istedim. O zaman böyle dijital makineler yoktu ve çok pahalıydı. Kendisi terzi, kazandığı 2 aylık parayla bana makine aldı. Hatta eli titreyerek, inşallah değer diyerek makineyi bana verdi. Hepsi benim gazetecilik hevesimden bıkmıştı artık. (gülüyor) Ben ertesi gün makineyle işe gittim, yine çay taşıttılar. Baktım olmayacak okuldan ek iş yapmak isteyen bir arkadaşı çaycı olarak şirkete götürdüm. Şef buna şaşırdı ama çok hoşuna gitti. Beni bir hastaneye habere gönderdi ve ben öyle bir haber yaptım ki patladı.

Ne haberiydi?
Hastanede yanlış yapılan ameliyat haberi yaptım. Adam bağırsak ameliyatı olacakmış ama boynundan ameliyat etmişler. Bütün televizyon kanallarında, gazetelerde haber geçti. O bana makine vermeyen muhabirler şoktalar. Halbuki ben olsam stajyerlere yardımcı olurdum. Ki sonrasında ve hala aynısını yapıyorum. Bu haberin ardından ben kadroya alındım. Sonrasında gelsin haberler, gitsin haberler... Bir ayda ben bildiğin acar muhabir oldum. Çok iyi haberlere imza attım. Sonrasında da buralara geldim.

Çok küçük yaşta mesleğe başlamışsınız. Yoksa hala ilk günkü heyecanı taşıyor musunuz?
16 yaşında başladım ve mesleğin her şeyini gördüm. Ama 60 yıl daha aynı heyecanla yaparım. Bu bir tutku, ben bir ay işsiz kalsam herhalde intihar ederim. O derece... 

Dündar hayranıydım, birlikte çalıştım

Ben Tayfun Talipoğlu hayranlığı ile gazeteci olmaya karar vermiştim. Sizin böyle hayran olduğunuz ya da örnek aldığınız isimler var mı?
Uğur Dündar... Onun Hülya Koçyiğit'le oynadığı bir film var, belki 300 defa izlemişimdir. Hep bir Uğur Dündar olmayı hayal ettim. Onun fotoğraflarını alırdım, programlarını pürdikkat izlerdim. Bir gün o Uğur Dündar'a ağabey diyeceğim, sohbet edeceğim hatta ekibinde çalışma şansı yakalayacağımı hayal etmezdim. Keşke herkes benim kadar şanslı olsa. Ben biraz girişkenliğim, yırtıcılığım sayesinde bu noktalara geldim. Hiç torpilim, tanıdığım yoktu; tırnaklarımla kazıyarak bu kariyeri elde ettim. Üniversiteden birlikte mezun olduğum arkadaşların hiçbiri bu meslekte hiçbir şey yapamadı. Derslere girmelerine, sınavlardan 90 – 100 not almalarına rağmen. Okulunu okuyup da yapan kimse yok, bir tek ben varım. Hatta hocalar hala beni derslere girmeyip de mesleğin çok iyi yerlerine gelen biri olarak yeni öğrencilerine anlatırlar.

Bıkkınlık var mı? 
Bıkkınlık yok, sadece güven yok. Güvenimi çok sarstılar. Bu meslekte hiç kimseye arkanı dönemiyorsun. Bir de aynı mesleği yaptığın insanların vicdanlı olmaması kötü. Herkes senin gibi değil. Bu işe haberci gözüyle bakmıyorlar. Ben mesleğimi çok seviyorum ama artık attığım adımlara, yaptığım haberlere, röportajlara çok dikkat ediyorum. Koltuk hırsı çok fazla. Heyecan kalmadı. Ben bir haber yakaladığımda ayaklarım yerden kesilirdi, koridorlarda koşardım. Ben bu mesleğe çok severek başladım ama hevesim çok da kırıldı. Hiçbir zaman hakkını alamıyorsun. Çok yüksek maaşlar yok zaten. Ya maaşını alamıyorsun, ya gününde alamıyorsun, 212'den sigorta yapılmıyor, mesai kavramı yok. Herkes hafta sonları eğlenirken, akraba düğünlerine giderken çalışmak zorunda kalabiliyorsun. Ben çok yakın kuzenlerimin düğününe gidemediğimi bilirim. Özelin bitiyor, topluma karışamıyorsun, ailenle vakit geçiremiyorsun. Kadınlar için yapmak daha da zor. Boşanmaların en çok olduğu meslek grubu arasında. Her türlü yıpranıyorsun yani. Nerden tutarsan zor ama çok da keyifli işte. Bu tadı da başka hiçbir meslekte bulamazsın.

Ayşe Arman'a değil bana konuşuyorlar

Belediyede olmanıza rağmen mesleğe devam da ediyorsunuz?
Tabi tabi... Benim için öncelikli olan gazetecilik. Burada da basınla ilgiliniyorum ama röportajlar benim için her şeyin üzerinde. Türkiye'de zaten bu işi yapan çok insan kalmadı. Benim röportajlarım özellikle basın camisında çok güvenilir bulunuyor. İnsanlar ilk konuşacağı biri varsa gidip Hürriyet'ten Ayşe Arman'a değil gelip bana konuşuyor. Çünkü bana konuştuklarında daha iyi anlatabileceklerini ya da benim onu daha iyi verebileceğimi veya daha çok okunacağını biliyorlar. Ben duvara yazayım, yine okuturum onu. Çünkü bunu severek, gönülden, çok dikkat ederek yapıyorum.

Başka tür değil de niye röportaj?
Türkiye'de herkes çok soru sormuyor, sorgulamıyor. Sorgulanmayı sevmiyorlar, soru sormayı da çok sevmiyorlar. Zaten soru soran az. Konuşanlar bilmiyor, bilenler de konuşmuyor. Ben medyada yöneticilik de yaptım. Televizyonculuğu da gazeteciliği de çok iyi biliyorum. Çok büyük isimlerle çalıştım, o yüzden iyi tecrübeler edindim. Ama bir süre sonra sürekli haber yaz, habere hakim ol, haberi şekillendir derken baktım ki benden gidiyor. Sürekli haberin arkasındasın, spiker olsan belki daha şanslısın. Kamera arkasındasın, sen üretiyorsun ama başkası görünüyor. Örneğin Kanal D'nin haber müdürü tanınmaz ama Cüneyt Özdemir'i herkes bilir. Bir başarı var ama haber müdürünün başarısı olarak görülmüyor. O yüzden baktım ki televizyonda yönetici olmak bana hiçbir şey getirmeyecek. Kendi adıma da bir şey yapmam gerekiyor. Benim imzam olmalı ki yarın çocuklarıma bir şey kalmalı. Soru sormayı zaten seviyordum. Baktım Türkiye'de de bu işi yapan çok insan yok. Oraya el atayım dedim, daha çok sevdim. Hepsi başka duygular aslında...

Altaylı'nın peşinden 1 buçuk sene koştum

Röportaj yapacağınız isimlere nasıl karar veriyorsunuz?
Bir kez ekranda her gün aynı isimler konuşuyor, insanlara yılgınlık geliyor. Hep bir tarafın sesleri, hep aynı yüzler. Ben farklı sesleri, konuşmayanları konuşturmayı seviyorum. Zor konuşan insanlar olduğu için biraz uğraşıyorum. Ama birine de kafayı taktımsa o kişi hayır dese dahi artık kurtuluşu yok. Bir yerden sonra da artık pes ediyorlar. Örneğin Fatih Altaylı'nın peşinden bir buçuk sene koştum ve her defasında hayır dedi. 'Bu şartlarda konuşmak zor. Konuşsam gerçekleri söyleyemeyeceğim. Gerçekleri söylesem başıma iş alacağım' dedi. Ama ben o bir buçuk yıl boyunca her gün mail, her gün mesaj attım. Postayla mektup görderdim, şu dönemde mektup mu kaldı? En son acil koduyla telgraf gönderdim. Ve Fatih Altaylı'nın o tapeleri patladığında ilk konuştuğu isim ben oldum ve yer yerinden oynadı. Sonra Cüneyt Özdemir'in programına da katılmak zorunda kaldı. Hak ettim aldım o röportajı. İtiraf etmek gerekirse bu konuda ben böyle bir manyağım. Bir röportajla bir buçuk sene kim uğraşır? (gülüyor) Ama röportajın ses getirmesi işte en büyük keyif ve gurur. Ondan sonra oturup, izleyeceksin.

Türkiye'de şu anki gazeteciliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle medya – siyaset ilişkisi nedeniyle çok eleştiriliyor. Gerçekten gazetecilik yapılıyor mu?
Türkiye'de iki gazetecilik oluştu. Biri arada derede kalanlar. İkincisi de ya çok taraflı ya da çok tarafsız olanlar. Çok tarafsızlar da aslında kalmadı. Zamanında gıptayla baktığımız, örnek aldığımız gazetecilerin her biri maşallah bir yerin sesi oldu. Şimdi öyle örnek alabileceğin duayen bir gazeteci yok. Ya CHP'nin sesi ya da AK Parti'nin ki çoğunluğu AK Parti'nin sesi oldu. Ama sadece gazetecilik yapan tek bir isim yok. Bir de gazetecelik sadece siyaset değil ki! Bunlar 24 saat siyaset konuşuyor, siyaset yazıyor. Nasıl iyi gazetecilik yapmalıyız, gazetemin tirajını nasıl yükseltirim diye düşünen yok. 12 Eylül ve 28 Şubat dönemi de dahil olmak üzere hiçbir dönem gazeteciler bu kadar siyasileşmemişti. Muhabir bile siyasi artık. Sen habercisin, yorum yapamazsın.

İşsiz kalma korkusu çok büyük

En son Cihan muhabirinin başına gelenler gösterdi ki gazeteciler artık birbirine sahip de çıkmıyor. Meslekte birlikte kalmadı?
Ben yadırgamıyorum, sesi çıkamaz. Neden çıkamaz çünkü tepki gösterse daha büroya gitmeden çıkışı verilir. Ötesi başka hiçbir kanal ya da gazetede iş bulamama riski de sözkonusu. Herkesin geçim derdi var, evine ekmek götürüyor. Orada o efeliği yapsa kahraman olmayacak ki. Sadece işsiz kalacak. Medyanın zemini öyle kaygan bir zemin haline geldi ki gık desen kapının önündesin. Belki biz de olsak bizim de sesimiz çıkmazdı.

Siyaset gazetecilik mesleğinin içine o kadar çok girdi, öyle bir cendereye aldı ki çıkılamıyor. Bu dediklerinizde bunun etkisi yok mu?
Aman şunu dersem başıma bu gelir, bunu dersem yaftalanırım korkusu var. Yok paralelci derler, yok iktidara yakın derler. Bir de öyle bir döneme geldik ki düşündüğünü de beyan edemiyorsun. Çünkü ya şucu ya bucu olacaksın. Tarafsız olmak istesen bile bırakmıyorlar. Bişeyci olmak zorundasın bu ülkede. Ya yandaş ya candaş; seçimini sen yapacaksın.

Korktum ve titredim
İnternet fenomeni Fuat Avni ile Twitter üzerinden röportaj yapan Alev Gürsoy Cimin, çok heyecanlandığını belirterek, “Ona çok yakın bir ismi araya soktum ben. Twitter üzerinden an be an yaptık. Zaten yakalanma riski çok yüksek olduğu için mail ortamında yapmamız mümkün değildi. Hayatımda yaptığım en heyecanlı ve en riskli röportajdı. Röportajdan sonra başıma çok şey gelebilirdi. Ama öte yandan heyecanı da var.Düşünün bütün Türkiye'nin merak ettiği, gündemi belirleyen gizli bir kişi. Devlet, MİT, hükümet kim olduğunu bulamıyor. Onunla röportaj yapmak büyük bir başarıydı. O da zaten beni tanıdığı için vermişti. Hayatımda korku nedir bilmem ama bu röportajı yaparken hem korktum, hem titredim. (Gülüyor) Ama her şeye rağmen çok güzeldi” diyor.

Benim başkanım Hazinedar
Alev Gürsoy Cimin, “Belediye gazetecilikten çok uzak, farklı bir yapısı olan kurum. Burada çalışmaya alıştınız mı? Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar'la çalışmak kolay mı?” sorusuna şu yanıtı verdi, “Çok şanslıyım bu konuda. Çünkü hiçbir belediyede böyle değildir, direk Belediye Başkanı'na bağlıysan ve başkan sana güveniyorsa, seni dinliyorsa, başkalarının lafıyla hareket etmiyorsa senden daha rahatı yok. Benim başkanım Murat Hazinedar, başka başkanım yok. Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar tam bir hizmet adamı ve bize güveniyor. Bana çalışan gibi değil gazeteci olarak bakıyor. Ben hep onu Birand gibi görüyorum.O yüzden rahatım. Belediyecilikteki yol, imar, arazi işlerini bilmem, karışmam da. Burada da gazetecilik yapıyorum. Basınla ilgili bir konu olduğunda Başkan da bana danışıyor. Öyle olmasa zaten benim burada olmamım bir anlamı yok.”

Yeni nesil daha aydın
“Gazeteci olmak istediğini söyleyen gençler geldiğinde ben mesleğin şartlarını bildiğim için 'yapmayın' diyorum. Size sorulduğunda cevabınız ne oluyor?” diye sorduğumuz Alev Gürsoy Cimin, “Ben öyle demiyorum. Bence Türkiye'deki en iyi mesleklerden biri bu, yapsınlar. Biz öyle dersek bu meslek körele körele biter gider. Yeni nesil çok daha aydın, çok daha okumayı, yazmayı, teknolojiyi biliyor. Onların umutlarını kırmamak lazım. Yapsınlar ama layığıyla yapsınlar; şimdiki gibi değil. Kendi vicdanlarının sesini dinleyip vicdanın sesi olsunlar. Ama öte taraftan onları bekleyen zorluklar da var. İşsizlik bekliyor, az maaş bekliyor, işten atılma korkusu bekliyor. Ama bir habere gidip bir manşet çıkardıklarında aldıkları keyfi hiçbir yerde alamayacaklar” ifadesini kullandı.
 
KELİME OYUNU
Aile: Oğlum Hazar
Çocuk: Hazar
İstanbul: Beşiktaş
Türkiye: Siyaset
Dostluk: Ceren Kumbasar
Geçmiş: Geleceğe bakıyorum
Bugün: Şu an
Gelecek: Yarınlar
Siyaset: Sürekli içinde olduğumuz
Muhalefet: Yok ki
İktidar: AKP
Gazetecilik: Ben
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.