Bu son yazım olabilir


Ayhan Altay

Ayhan Altay

20 Mart 2016, 18:24

 Cumhurbaşkanının emirleri doğrultusunda her tür muhalif düşünceyi “terör suçu” sayma girişimi sonuç vermeye başladı. Demokrasinin D’sinin bulunduğu ülkelerde asla kabul edilemeyecek tutuklamalar başladı.
Şimdi bir de yasaların bu değişime uydurulması girişimi dillendirilmeye başladı. Bu durumda muhalif yazı yazmaya kalkmak, gönüllü olarak hapishaneye girmekle eşdeğer olacak.

Bu yazı, Gerçek’e başlayan ve Gazetem İstanbul’la süren süreçteki 412. yazım. Bu 412 yazıda, şiddeti haklı görecek tek bir sözcük bile olmadığını söyleyebilirim. Hep şiddete karşı olduğumu, şiddetle oluşacak bir sistemin hiçbir zaman kalıcı olamayacağını yazdım. Tabi bu benim görüşüm. Örneğin “Gezi direnişi”ni hep önemsemiş, barışçıl ve sivil bir demokrasi direnişi olarak alkışlamışımdır. Şimdi, bu tür bir düşüncenin bile terör suçu sayılabileceği bir ortama giriyorsak ne yazacağız?
Yazma ölçütlerini devlet belirleyecekse, devletin ve yönetenlerin hataları eleştirilemeyecekse yazmanın bir anlamı kalabilir mi?
“Ya benden yanasın, ya teröristsin” anlayışı demokrasi ile bağdaşabilir mi? 
İstenen ortam, askeri yönetim dönemlerini bile mumla aranır yapabilecek düşünceler içeriyor.
Söylenenler gerçekleştirilirse muhalif olan herkesi rahatlıkla “terörist” sayacak ortam hazırlanmış olacak.
İstenen yalnızca övgüler düzülmesi midir? Haydi, düzeceğimiz övgülerin başlıklarını sıralayalım öyleyse:
“Terör sona erince, demokraside tavan yaptık.”
“Asgari ücret o kadar artırıldı ki, asgari ücretli ailelerde çok et yemekten gut hastalığı görülüyor.”
“Emekliler, yapılan zamlardan sonra paralarını harcayacak yer bulamadıkları için bankalarda mevduat hesapları şişti. Yatırıma dönüşen bu paralar, ülkeyi daha da zenginleştiriyor.”
“Petrol fiyatlarının ücretlere göre düşük kalması sonucu artan trafik, yöneticilerimizin ileri görüşlülüğü sayesinde önceden yaptıkları geniş yeni yollar ve aldıkları önlemler nedeniyle sorun oluşturmadı.”
“Terk edilmiş tarım toprakları, tarımı teşvik önlemleri sayesinde yeniden üretime açıldı. Köylü görülmemiş bir yaşam düzeyine ulaştığı için bayram yapıyor.”
“Turizm öylesine patladı ki; Turist sayısını azaltabilmek için Avrupa ülkelerine vize uygulamasına başlanması bile düşünülmeye başlandı.”
“Eğitim sistemimiz, din âlimlerinin yönetimlere getirilmiş olması sonucu, dünyaya örnek oldu. Tüm dünyadan öğrenciler Türkiye’de okumak için sıraya giriyor.”
“Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bulunduğu saptanan petrolün çıkarılması için yoğun çalışmalar başlatıldı. Refah daha da artacak.”
“Yüce başkanımızın coşkuyla kutlanan doğum gününden sonra, başkanlığa geçişin yıl dönümünde, tüm ülkede yapılacak kutlamalar için hazırlıklar yapılmaya başlandı. Tüm halk ‘iyi ki muhalifleri dinlemeyip, başkanlığı kabul etmişiz’ diyor.”
***
Pinokyo’nun burnunu aya kadar uzatacak bu tür yalanları yazmamı kimse beklemesin. Kimse düşüncelerimden vazgeçeceğimi ummasın. Ve unutulmasın ki; “susmak” en güçlü direniş yöntemlerinden biridir. 

Toplumları susturduğunu sananlar hep aldanmışlardır. Yasaklamalar, yaşamın gerçeklerini görünmez kılmaya çalışmak, gerçeği saklamak, gerçekliği yok etmez. O gerçeklik, orada öylesine durur ve söylenti öylesine yayılır ki, gerçeğin katlarına ulaşır.
Tarih, susturulmuş toplumların nasıl patlayıp, kendini susturanları yok ettiklerinin örnekleriyle doludur. 
Bu köşe yazısı 20 Mart 2016, 18:24 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.