Dedikodu asla yapmam... Aaa kim, ne giymiş ki?


Rahsa Pınar Çetinkaya

Rahsa Pınar Çetinkaya

26 Eylül 2017, 07:08

Bizi oldukça az ilgilendiren şeyler hakkında konuşmaktan, neden tarifsizce bir zevk alıyoruz? Dedikodunun bu karşı konulmaz çekimi nereden geliyor? Neden dedikodu yapan, yaptığını kabullenmeyip “gerçeği söylüyorum, bu dedikodu değil” diyerek savunma mekanizmasını öne çıkarır? Neden iki fincan kahvenin yanında illaki bir gıybet olduğu düşünülür? Neden dedikoduyu sadece kadınların yaptığı düşünülür? Ve neden insanlar bir başkasını acımasıza eleştirirken, kendini masum ve adaletli olduğunu düşünür?
Dedikodunun tanımını; “Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan         konuşma” 
Ne kadar rahatsız olsak da, sanırım aslında dedikodu bize atalarımızdan kalan en büyük miraslardan biri! Sadece kişiler arasındaki ego tatmini ile kısas yapmak yeterli olmaz. Daha geniş yelpazeyi kapsıyor maalesef. Dedikodunun boyutuna göre tehlike oranı değişiyor, dedikodunun büyüklüğü; sadece kişiler arasındaki çekiştirmenin haricinde, bir bankanın kapanmasına kadar, siyasi kimliğinin yerle bir olmasına kadar gider. 
"Ben dedikodu yapmam, zaten yapanı da sevmem, hem doğru bir şey değil." “Beni ilgilendirmiyor, ayrıca merak da etmiyorum bir başkasının tercihi, yaşamı, yaptıkları..." Hemen ardından “Ne yapmış hadi söyle de rahatla" diyerek cümleye başlayıp, ardı arkası kesilmeyen masum gibi düşünüp ama kötü bir ego tatmini olan acımasızca yapılan dedikodular…
Dedikodu yapan hiç kimse dedikodu yaptığını kabullenmez ve yaptıklarının bedelini ödemek istemez. Kendini masum görür; tüm suç, dedikoduya fırsat veren o hain suçlu var ya, işte bütün suç onundur. Giymesin, gezmesin, para harcamasın o kadar değil mi? Siyasetteki dedikodulara ne demeli ya da iş yerindeki çalışmayı, motivasyonu düşüren dedikodulara ne demeli? Üretkenliği bitiren konuşmalar, çalışma şevkini düşüren konuşmalar, ikili ilişkileri, dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı zedeleyen hatta bitiren, samimiyeti güveni zedeleyen konuşmalar… Bu konuşmaları en küçükten en büyüğüne kadar birçoğu yapar fakat kendini haklı görecek hep bir sebep bulurlar ne yazık ki… Oysaki dinleyenler konuşana ortak olmayıp sustursalar, hem günaha ortak olmayacak hem de dedikodunun devamını getirmeyeceklerdir.  Ya da sadece kendi hayatlarıyla         ilgilenseler…
Kişilerin olumsuz olaylar yaşaması, daha çok tatmin ediyor ve böylelikle kendimizi daha başarılı mı hissediyoruz? Aman haa, siz siz olun dedikodu yapmadan önce empati kurun, abartmayın, kimsenin hayatını etkilemeyin ve kimsenin güvenini bu şekilde kaybetmeyin. Yıkıcı olmayın. Kişinin ruh sağlığında yaralanmalar olabilir, neticede kişinin hatası da yaptıkları da, kendini         ilgilendirir… 
Gerçekten samimi ve dürüst isen, uygun bir üslup ile kişinin kendisini kırmadan uyarmaya ne dersin? Seni ilgilendirmiyorsa yorum da yapma sus.
Dedikodunun faydaları az da olsa var elbet ama istisnalar kaideleri bozmaz diyerek zararlarına bir bakın. Mesela; gıybet, dedikodu ve iftira, insanlar arasındaki ilişkileri bozar, insanların zarar görmesine sebep olur. Toplumun düzenini sarsar. Dostlukları ortadan kaldırır. Güvensizlik ve tedirginlik meydana getirir. İnsanların birbirlerine karşı önyargılı olmalarına sebebiyet verir. Bu önyargılar sonuçta toplumsal bir hastalığa    dönüşür. 
Peygamberimiz (s.a.v.) der ki "Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler.” Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin, hangi şartlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz? Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilmeksizin kimi kusurlu gözüken yönlerinin gizli bile olsa gıybetini yapmaya ne hakkımız var!
Gıybet, Kur'an-ı kerimde, ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir. Bir ayette (Birbirinizin kusurunu araştırmayın, arkasından çekiştirmeyin, gıybet etmeyin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bu tiksindiricidir. O halde Allah'tan korkun.) [Hucurat 12]
Gıybet ya da dedikodu her ikisi de aynı anlam taşıdığı için kelimenin şekli değil anlamı üzerine düşünmek konuşmak lazım. Dedikodu; o bunu dedi, şu bunu dedi, şunu yaptı, şunu yedi, şununla gezdi. Peki, sen tüm bunlardan ne kazandın, ne kaybettin… Yarın mahcup olacağın konuşmaları yapma. Unutma dedikodu vakti boş olanların, zaman doldurma çabasıdır. Ya da kıskanç, haset insanların ulaşmayı isteyip de ulaşamadıkları noktadakine leke sürme çabasıdır. Dedikodu yapma, eğer dedikodun yapılıyorsa da bil ki sen ona göre iyi bir yerdesin. 
Hayatın kötü olması için neden kendine de başkasına da eziyet ediyorsun. Hayat kısa ve güzel… Ne kendini ne de bir başkasını üzmeye değmez. Güzelliği görmek yerine, negatif kısımları bu şekilde çekmeden herkes kendi hayatını yaşasın.  
Sevgiden yolu geçen herkese selam olsun…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
- 4 yıl önce
güzell