Dış politikamızı iç politikaya kurban etmeyelim


Nusret Yılmazer

Nusret Yılmazer

17 Mart 2017, 07:42

Türkiye’nin son on beş yılda izlediği dış politika sonucunda, neredeyse etrafında iyi ilişki kurabildiği ülke kalmadı. Sonunda yıllardır birliğine girmek için canla başla çalıştığımız, insanlarımıza vizesiz girme hakkı getirilsin diye çabaladığımız Avrupa ülkeleri ile de düşman olduk.
Dünyada hiçbir ülke komşularıyla, bir başka ülkeyle bağıra çağıra, ona hakaret ederek ilişki yürütmez, yürütemez. Yürütmeye kalkarsa da bundan hiçbir şekilde fayda görmez.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır diye atasözümüz var. Bu sadece mahalle komşularımız için geçerli değil. Küresel bir köy olan komşu ülkeler için de geçerlidir.
Bugün Hollanda ile yaşanan kriz nedeniyle başta Cumhurbaşkanımız ve bakanlarımız Hollanda, Almanya ve hatta bütün Avrupa ülkeleri liderlerine bağırıp çağırıyorlar, hakaret ediyorlar, aşağılıyorlar. Bu da belki yıllardır eziklik içinde yaşayan bu milletin çoğunluğunun hoşuna gidiyor, gururunu okşuyor.
Bu ilişkide Türkiye’nin dış politikasını eleştiren herkes, neden kendi ülkenin yanında yer almıyorsun diye ötekileştiriliyor, horlanıyor. Ancak toplumun da bu ülkeyi yönetenlerin de anlaması gereken önemli gerçekler var. Biz bu dünya ülkeleri ile kavga ederek gelişemeyiz, refaha ulaşamayız, barış içinde yaşayamayız.
Kavga ederek kimseye mal satamayız.
Kavga ederek kimseden turist bekleyemeyiz.
Kavga ederek yabancı ülkelerdeki yurttaşlarımızın can güvenliğini sağlayamayız.
Kavga ederek iş adamlarımıza ve halkımıza iyilik yapmış olmayız.
Dış politikamızdaki bu kavgacı üslup milletin hoşuna gitse de uluslararası ilişkilerde onarılmaz yaralar açıyor. Her ne kadar bir süre sonra bu ilişkiler düzeliyor gibi olsa da bu ülkeler bize olan güvenlerini kaybetmişlerdir. O kavga edilirken söylediğimiz sözlerin onlarda açtığı yara bu ilişkiyi sürekli güvensiz kılacaktır. Üstelik Avrupa ülkelerinde milyonlarca yurttaşımız var. Onlar bu kavgadan önemli ölçüde zarar görür
Dünyada dış ilişkilerini böyle, bizim son yıllarda yaptığımız gibi bağıra çağıra, hakaretler, kavgalarla yürüten hiçbir ülke yoktur.
Bir zamanlar İsrail’e “siz adam öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz” diyen ve Davos’ta İsrail lideri ile dünyanın gözü önünde kavga eden Cumhurbaşkanımız hepimizin gururunu okşamıştı. Hepimiz, ‘iyi oldu, nihayet dünyanın aymaz çocuğu İsrail’e ağzının payını veren biri çıktı’ diye, hele de bu bizim liderimiz diye çok sevinmiştik. Hani meşhur “One Minute”         krizi. Peki, bunun sonucunda ne oldu? Filistin için kavga ettiysek, Filistin, Gazze bu kavgadan hiçbir şey kazanmadı. Biz bu gergin ilişkiyi sürdürerek devam ettirdik. ilişkileri sonunda bizim devlet yetkililerinin bizatihi uğurladığı Mavi Marmara gemisinde 9 insanımızın İsrail devleti tarafından öldürülmesine kadar getirdik.
Sonrasında İsrail ile ilişkimiz kesildi mi? Hayır. Zaten günümüzde bu ilişkiler kesilmez de. O İsrail ile ilişkileri yeniden rayına oturtmak için kırk takla attık. Adamlar bir miktar para verdiler bize ve bizde, mahkemelerimizde açılan davalar bile düştü.
Biz ne duruma geldik? Tükürdüklerini yalayan bir ülke durumuna geldik. Madem ilişki yeniden buraya gelecekti neden bu krizi yaşadık? Ve ne kazandık?
İçerdeki yurttaşlarımızı kısa bir süreliğine mutlu etmek için mi?
Suriye ile ilişkilerimiz iyiydi. Hatta iyinin de iyisiydi. Suriye’nin iç ilişkileri kötü, orayı bir diktatör yönetiyor bahanesiyle Suriye hükümetinin yıkılması için gayret gösterdik. Suriye bir iç savaşa sürüklendi, tarumar oldu. Suriye’deki hesaplarımız tutmadı ve belki yarın tekrar iyi ilişki kurmak durumunda kalacağız. 4 milyon Suriyeliye biz bakıyoruz. 80 gencimiz Suriye’de öldü. Ne için?
Sadece bu nu? Suriye krizi nedeniyle Rusya ile ilişkilerimiz bozuldu. Rus uçağını düşürdük. Başbakanımız “emri ben verdim, uçağı biz düşürdük, sınır ihlali olursa yine düşürürüz” diye naralar attı. Peki ne oldu?
Yine hepimizin gururu okşandı. Hepimizin hoşuna gitti. ‘Bak artık Rusya gibi bir devlete kafa tutuyoruz, uçağını düşürebiliyoruz’ diye övündük, sevindik, gurur duyduk!
Peki ya sonrası! Ekonomi perişan oldu. Turist gelemdi, ürünlerimizi satamadık. Uluslararası ilişkilerde ABD’nin ve Avrupa’nın şemsiyesi altına sığındık. Sonra baktık böylesi de kötü bu kez bin bir pişmanlıkla ilişkilerimizi yeniden düzeltmeye çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz.
Şimdi Hollanda veya Almanya’ya ateş püskürüyoruz. Onların tavırları kötü ve biz çok haklı olsak bile takındığımız tavır sağlıklı, doğru bir uluslararası ilişki tavrı değildir. Uluslararası ilişki yürütmenin kuralları vardır. Hani biz onlara yüklenip duruyoruz ya, onlar ve dünya da görüyor ki böyle bağırıp çağırmakla uluslararası alanda hiçbir sorun çözülmez. Tam tersine gerginlikler artar. Biz bağırarak sorun çözüldüğünü nerede gördük?
Dış ilişki usturuplu tavırlar gerektirir. Karşımızdakiler saygısız davranıyor olsa bile, bize bağırıp çağırmıyor. Ülkesinde miting üstüne miting düzenleyip bize bağırıp çağırmıyorlar, hakarete devam etmiyorlar. Yapılan yanlış neyse orada duruyor. Kendilerini savunuyor ve bizim bağırmalarımızdan, hakaretlerimizden kendi haklılıklarını oluşturmaya, anlatmaya çalışıyorlar.
Haklı olsak bile; birilerine hakaret     ederek, aşağılayarak haklılığımızı nasıl ispatlayabiliriz.
Hollanda son yıllarda Türkiye’ye yatırım yapan ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de 3 binin üzerinde Hollanda kökenli firma faaliyet gösteriyor. İhracatımızın büyük bölümünü Hollanda, Almanya gibi Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Oralarda milyonlarca yurttaşımız var.
Hem ekonomimizi zora sokacak, hem oralardaki yurttaşlarımızın yaşamını zora sokacak bu davranışlar bize, ülkemize ve insanımıza ne kazandırır, kaybettirmekten başka.
O halde iç politikada kazançlı çıkmak için, içerdeki yurttaşlarımızın gururunu okşamak için dış politikayı iç politikaya kurban etmeyelim.
Duygularımızın ve iç politikanın esiri olmayalım.
Hem dünyaya rezil oluyoruz ve yalnızlaşıyoruz. Hem de bunu düzeltmek için atmadığımız takla, vermediğimiz taviz kalmıyor.
Kendini dünyaya bu tavırlarla kabullendirmiş tek bir dünya ülkesi yoktur.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.