Dünden bugüne


Ali İbrahim Önsoy

Ali İbrahim Önsoy

12 Ekim 2017, 07:14

Teknolojinin ilerlemesi sonucunda zamanı da hızlı yaşamaktayız, gün çabuk eskimekte, yaşadıklarımızı unutup hatırlamamaktayız. Oysa yaşadıklarımızdan ders çıkarıp güne daha sağlıklı başlayıp doğru kararlar almamız gerekir. Dünden ders çıkaramayan güreşe doymayan pehlivan ve aynı çukura defalarca düşüp sorgulamayan kişi olmayalım. Birileri bizim aklımızla dalga geçmeye çalışmakta ve yine birileri birilerinin çıkarına hizmet ederken insanlığa ihanet etmekte. Kahramanlık ve ihaneti ince bir çizgi ayırmakta deniliyor oysa aralarında kalın bir çizgi var.
Geçen yüzyılında başında yaşanan ve çoğunlukla ülke topraklarımız üzerinde yoğunlaşan bu savaşın adı “birinci cihan savaşı” deniliyordu, hakikaten bu neyin savaşıydı? 20.yüzyılın başında ilkini yaşadığımız ağır kayıp ve yitirdiklerimizin hüznünü yaşadık, yıkık bir devleti yönetenler savaştan çıkmış ağır kayıplar vermiş ülkenin yöneticileri savaşa sıcak bakmıyordu. Yaklaşık altı yüzyıldır dünyaya hükmetmeye ve sömürgeleştirmeye çalışan savaştan çıkar sağlayan, ganimet ve talandan ekonomik- sosyal güç beklentisi olanlar savaş borazanlarını öttürmeye başlamıştı. 
“Birinci Paylaşım savaşı” sonunda yenilen veya yetersiz pay aldığını düşünen bazı Avrupalı ülkelerin yöneticileri İtalya da Mussolini, Almanya da Hitler, İspanya da Franko ve Portekiz de Salazar kapitalizme karşı veryansın ederler. ‘Mussolini, oturur kalkar “liberal kapitalizmin köhne düşünceleri” ve “yetersizliklerini” sözde mahkûm etmeye çalışır. Hitler o meşhur “kavgam” adlı kitabında “emekten gelmeyen gelirlere son vereceğini, madenleri, elektriği, taşımaları, ağır maden sanayisini, bankaları sosyalleştireceğini, büyük mağazaları millileştireceğini, işlemeyeceklerini bildiği halde toprak satın alanlara yasak getireceğini söyler; İspanya Falanj Partisi durup dururken “kapitalizmi reddediyoruz”, “bir azınlık lüks içinde yaşarken, büyük yığınların sefalet içinde ömür sürmesine hoşgörüyle bakılamaz” der. Kuşkusuz, onların bu söyledikleri ve diğer vaatleri etkisiz kalır. Çünkü büyük sermayenin iktidar yaptığı bu kişiler onlarla bağını koparıp atamaz. Onları iktidara taşıyan güçler belli olmakla birlikte destek ve oy aldıkları kitle orta ölçekli ve ağırlıkla küçük sanayi ve esnaf ile işsizlerin isteklerine demagojik ve bulanık bir programla yanıt vermek isterler.
Bunların ortak özellikleri “çalışanların örgütlü emek mücadelesine karşı” olmakla birlikte manevi inancı devamlı körüklerler. Buradan hareketle, yönetici “şef”, “reis” her neyse yanılmaz, her şeyi bilir, onun iradesine baş eğmek kuraldır. ‘Duce ve Führer’e tapılmalı; daha da ileri gidilerek Hitler tanrı gösterilip kutsal olduğu söylenerek, genç faşistlere öğretilerek şu slogan attırılır,”inanmak, boyun eğmek, savaşmak”.
İktidara gelen “parti” kendilerine karşı kim varsa rejimin düşmanı ilan eder, onlara karşı yaptırımları meşru gösterir. Almanya da saldırı birlikleri(S.A),koruma birlikleri(S.S.), İtalya da Faşist milisler, Portekiz de lejyon, İspanya da falanjlar vardır. İş ve okulda kadın ve gençler için birlikler kurulur, mutlar kendilerinin denetimindeki kurumlarda spordan, kültüre kadar eğitilirken kimsenin bu denetimden çıkmamasına göz kulak olurlar. İktidarı yöneten zihniyet güce taban anlayışları olduklarından kalabalık ve güçlü bir ordu önemlidir, bunun içinde nüfus artışına önem verilir. Devlet, ne kadar çok çocuk olursa o kadar sevinir ve onları kendi dar görüşte yetişmesi için özen gösterir, yasa kural dinlemeden maddi harcamadan da çekinmez. Eğitim olduğu gibi kiliseye devredilir.
İktidarın dizginlerini ele alan parti devlet ve hükümeti sözde yasalarla yönettiklerini beyan etseler de yeni ve özel bir kurum vardır “büyük konsey”. Meydanlarda alabildiğine yerden yere vurduğu büyük şirketlerin yöneticileriyle ve cemaatlerle kapalı kapılar ardında yemek yiyerek kararlar alır ve kol kola resimler çekilir.
Avrupa’nın Almanya tarafından sömürülmesi, Alman olmayan herkesin horlanması ve köleleştirilmesi üzerine kurulu “yeni düzen” Hitler tarafından zararlı görülecek olanların “beden” olarak yok edilmelerini, “1000 yıl” sürecek bir iktidarın sağlığı adına bütün karşıtların ve düşmanların acımasızca yok edilmeli öldürülmelidir. Çok geçmez ikinci paylaşım savaşı patlak verir, çok büyük kayıp ve harabe bırakılır. Bu süre içinde sanayi, teknoloji ve bilim savaş ekonomisi üzerine yoğunlaşır, savaş ekonomisi savaş sanayisini peşi sıra getirir. Savaş ve savaşa harcanan para ve bunlardan çok fazları geriye kaybedilen insan ve doğa, tarif edilemeyecek bir yıkım bırakmıştır.
Bugünlerde devlet yöneticileri akli selim düşünmeli. Yöneticiler olduğu gibi yurttaşlar da günü kurtarma peşinde olmamalı, aynı hatayı yapmamak ve aynı çukura düşmemek için sorgulamalı neden, niçin ve niye demeli. Yukarda adlarını yazdığım yöneticilerin farklı dil ve inançları olsa bile bugünkülerin onlardan farkı ne?
Not: Bu yazıda Server Tanilli “yüzyılların gerçeği ve mirası” nın cilt 6’dan yararlanılmıştır.
 

Bu köşe yazısı 12 Ekim 2017, 07:14 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.