Erkeklerle uğraşıp çok vakit kaybettik

Semra Atasoy

Semra Atasoy



RÖPORTAJ: Ufuk Çoban 21 Eylül 2017, 07:39

Yazdığı çocuk kitapları ve romanlarıyla, üretken yazarlardan Semra Atasoy kadınların genel durumunun iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, “Bizim erkeklerle uğraşacak vaktimiz yok. Hâlâ ekmek almak için eşinden izin alan kadınlarımız var” dedi.

Söyleşi köşemizin bu haftaki konuğu Yazar Semra Atasoy. Yazarın iki mesleği daha var. Bunlardan biri Arkeolog, diğeri ise öğretmenlik. Atasoy, her iki mesleğinden de bilgileri yazılarına aktaran bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk kitaplarını yazarken onların gelişimini göz önünde bulundurarak öğretmenliğini, çocukların hayal gücünü geliştirmesi için de arkeolog olmasını ön plana çıkarıyor. Beylikdüzü Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı da olan Atasoy sosyal sorumluluk projelerine de imza atan bir isim. Kadınlarla ilgili projelerinden söz eden Atasoy, “Kadınların içindeki öz gücü hatırlatmak ve kendi haklarını koruyarak insanca bir yaşam sağlamaları için çalışıyoruz” diyor. Atasoy’un hayatında ilginç bir tesadüfte ‘iki’ rakamı ile ilgili. Atasoy üniversiteyi ikinci girişinde kazanmış, okul numarası iki ile başlamış, katıldığı ‘Milyonluk Resim’ adlı yarışmada 22 bin TL’de kalınca bu ikilerin sırrı ne diye sormuş ve aslında orada dur demek olan rakamları devam et diye algılayınca başarılı gittiği yarışmadan eli boş dönmüş. Bu arada ben de bu iki rakamından nasibini aldım. İlk randevumuzda buluşamadığımız Atasoy’la ikinci randevumuzda buluşmak nasip oldu. Röportaj için fotoğraf çekiminde fotoğraf makinesi bozulunca Beyfotoder’in teknik desteği ile ikinci denemede sorunu çözmüş oldum. Şimdi sizi yazdığı çocuk kitaplarının yanı sıra romanlarla da yazın dünyasına hayat veren Semra Atasoy’un yazarlık hayatını ve ipuçlarını anlattığı söyleşimizle sizi baş başa bırakalım.

semra atasoy

Yazar olmak için insanın yetiştiği ortamın öneminden de bahsedilir. Siz nasıl bir çocukluk yaşadınız?
Biz dört kardeşiz ve çok keyifli bir çocukluk yaşadık. Cem Yılmaz yanımızda amatör kalır desek yalan olmaz. Öyle bir ortam ve farklı kültürlerin içinde yaşamış olmam benim gelişimime büyük katkı sundu. Bir kısmı Türkiye bir kısmı Balkanlar böyle çok karışık bir kültür var. Orta Asya'dan Libya'dan var. Farklı kültürlerle yaşayınca otomatikman her yeri izleme ve gözlemleme olanağı buluyorsunuz. Bulduğunuzda da bu olaylar beni bir süre sonra yazmaya itti. Arkeoloji okudum ama çocuğum vardı ve sahada çalışmak olmazdı. Daha sonra öğretmenlik yapayım dedim. Gazi Üniversitesi'ne gittim ve bir yıl pedagoji eğitimi aldım. Ama o dönem Diyarbakır'da idim ve öğretmenlik mesleğini yapmak zordu. Bu yüzden yapamadım öğretmenliği. Öğretmenliğimi şimdi çocuk kitaplarında çok kullanıyorum. Çünkü çocukların seviyeleri çok farklı. Bunu öğretmenler bilir, okul bilir ama anne babalar buna dikkat etmezler. Anaokulu'na kadar çocukların düşünce seviyeleri farklıdır. İlgi alanlarını aldığım öğretmenlik eğitimim sayesinde bildiğim için ona yönelik yazdığım kitapları öyle hazırladım.

Hangisi daha zor roman yazmak mı, çocuk kitabı yazmak mı?
Bir romanı yazmanız sizin iki yılınızı alır. Roman ağırdır, zordur. Çünkü olayı kurmanız, geliştirmeniz kolay olmaz. Bir roman iki yılımı alıyor. Ben aslında roman yazmaya devam ediyorum. Ama çocuk öykülerini iki ayda yazabiliyorum. Kısa konu, basit bir dil ve kurgu çocuğa bu şekilde anlatıyorum ama roman öyle değil.

İnsanları şoka sokarım
Yazdığınız kitaplar hayatın içinden mi yoksa daha çok kurgu mu?

Kitap yazdığınız zaman toplumun içinde olmanız lazım. Toplumun dışında soyutlanmış bir biçimde kitap yazmak doğru değil bana göre. İşin içinde olup içindeki duygu ile yazılmalı kitap. Romanlarda ben çok iddialıyım. Duyguyu birebir yakalarlar ve insanları şoka sokarım romanlarda. Bu kadar yaşanmışlığı nasıl bu kadar gerçek verebiliyorsunuz diye sorarlar bana. Çünkü işin içindeyim.

İşin sırrı yerine geçmekte
İyi bir yazar olabilmeniz için öncelikle ne yapmanız gerekir?

Yazar olabilmeniz için empati yeteneğinizin gelişmesi gerekir. Mesela ben yazarlık atölyesinde grubuma empati çalışması yapıyorum. Örneğin şimdi sandalye gibi düşünün, şimdi sandalyesiniz diyorum. Sandalyenin duygularını hissedin diyorum. Çünkü o maddenin dahi yerine geçip hissetmeniz gerekir, empati yeteneğinizin gelişmesi için.

Kadınların hayata katılmasına önem veriyorsunuz. Kadınlarla ilgili çalışmalarınız nelerdir?
Romanlarımda biraz kadın ağırlıklı gidiyorum. O yüzden kadınlarla beraber çok güzel çalışmalar yapıyoruz. Hem onlara destek olmam hem de onların bana romanlarımda destek olması böyle güzel bir diyalog var aramızda. Türkiye’de kadınlarla ilgili ayrı bir sıkıntı var. Kadınlar Türkiye ve dünyada dezavantajlı bir grup. Çocuklar da aynı şekilde. Erkek egemen bir dünya bu dünya. Buna arkeolojik kazılarda da rastladım. Kadınların içindeki öz gücü hatırlatmak ve kendi haklarını koruyarak insanca bir yaşam sağlamaları için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu yapmasam oturur evde üç tane daha roman yazardım.

Erkeklerle uğraşıp vakit kaybettik
Aynı zamanda Beylikdüzü Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı olarak görev yapıyorsunuz. Kadınlar için başka neler yapıyorsunuz?

İlk önce bir farkındalık yaratıyoruz. Kadınlarla ilgili benim düşüncem şu; biz erkeklerle uğraşarak vakit kaybettik. Bizim erkeklerle uğraşacak vaktimiz yok. Bizim kadının kültürü, kadının eğitimi ve genel durumunu iyileştirmeyle uğraştırmamız gerekirdi. Alt bilinçte kadın evde oturmalı, aktif olmamalı, iş hayatında, siyaset hayatında çok olmamalı gibi kadın bilincinde kayıtlar var. Biz bunu kırabilirsek kadına sen de istediğin konuma gelebilirsin, senin de hakların var fikrini bütün kadınlara aşılayabilirsek kadınları kurtarırız. Şöyle bir algı da var, şehirli kadınlar çok iyi bir hayat yaşıyor diye. Ama mahallelere indiğinizde hâlâ ekmek alıp almama konusunda eşinden izin almaya çalışan insanlar var.

semra atasoy

Okyanusa düşen damla misali
Yani mücadeleye devam diyorsunuz…

Kadınlar için atölyeler kurduk ve evden dışarıda da bir hayat olduğunu, sohbet ederek vakit geçirebileceğini çalışarak para kazanabileceğini gösterdik. Beylikdüzü'nde beş atölyemiz var. İlk üç sene kadına yönelik şiddetle ilgili farkındalık yaratma çalışması yaptık. İstanbul'da 9 ilçe bir araya geldik. Bahçelievler, Arnavutköy, Bağcılar, Silivri, Çatalca, Bakırköy, Avcılar, Beylikdüzü, Küçükçekmece biz birarada aynı broşürü bastırdık. Kadın şiddete uğradığında takip edeceği yol, çocuk tecavüze uğradığında takip edeceği yol ile ilgili iki farklı ortak broşür bastırdık. Broşürü en çok pazar alanlarında dağıttık. Broşürü dağıtırken ‘ben karımı dövüyorum’ diyenler dahi oldu. Onlarla konuşuyoruz bu broşürü eşinize verin diyoruz. Neden vereyim bu broşürü kendi haklarını gidip savunsun diyenler dahi oldu. Ama ne kadar çok insana bu broşürü ulaştırırsak o kadar kârdır. Şimdi bu okyanusa damlayan bir damla gibi görülüyor. Ama hiç mücadele etmezseniz de daha büyük zarardayız. O yüzden devam etmekte fayda var.

Çocukların zihni boştur
Sizin kitaplarınızı okuyan çocuklar nasıl etkileniyor?
Yayınevi'nde bir imza günümüz vardı. Benim yanımda emekli bir eğitim fakültesi hocası oturuyor. Önümde uzun bir kuyruk var, hocamızın önünde de iki üç kişi vardı. Bana kafama kırmızı bir peruk takıp geleceğim dedi. Siz çocuğa kürekle derede çamaşır yıkamayı anlatırsanız o çocuk anlamaz dedim. Benim kitabımda bilgisayar oyunu var. Günümüzde kullanılan terimler var. İnsan kendisini bulmadığı kitabı okumaz. Bunun üzerine hocamız 'haklısınız' dedi. Ben kitaplarımda çocuklara mesajlarımı da veriyorum. Mesela bilgisayar oyunu oynamalı ama belli bir oranda bırakmalı, ders çalışmalı, oyuna makul ölçüde vakit ayırmalı. Olumlu düşünceleri vermeye çalışıyorum. Olumsuz düşünceler çocuk kitaplarında kullanılmamalı. Çünkü çocuk zihni boştur hepsini zihne eker. O yüzden onlar ileride size büyüyerek geri gelirler. Çocuklara aileyi, kardeşliği, ülke, vatan sevgisini aşılayacak bilgiler verilmesinden yanayım.

Hayatınızda iki rakamının önemi büyükmüş. Anlatır mısınız?
Üniversiteyi ikinci girişimde kazandım. Okul numaram iki ile başladı. Her şeyde bir iki sayısı karşıma çıktı. ‘Milyonluk Resim’ yarışmasında 22 binde kaldım. Kendi kendime bu ikilerin sırrı ne diye sordum. Meğer sırrı orada durmam gerektiği imiş. Savaşa savaşa kaybettik.

Farklı kitaplar yazacak mısınız?
Türkiye’de ve dünyada çok yazar var. Anaokulu’ndan yetişkin romanına kadar yazan sayısı toplasanız onu geçmez. Roman yazdım, kişisel gelişim kitabı yazdım. Farklı bir kitap yazdım. Sorgulayan bir kitap oldu bu. Bir dervişle bir ateist sohbet ediyorlar ve birbirlerinin düşüncelerini sorguluyorlar. Geçen gün çok ilginç bir teklif geldi. Popüler bir kişinin hayatını yazmam istendi.

'AŞA' yüzünden diploma olacak
Yazıyorsunuz ama kitap okuyor muyuz?

İnsanların çoğunluğu kitap alıp okuma olayına karşı bir antipati oluşturmuş. Sanki okunmaması gerekli diye. Aslında bir kitabı alıp bir saat bir vakit ayırsa ve seveceği bir kitapla o kırılma noktasını bir kırsa çılgın gibi kitap okuyacak. Benim oğlumla ilgili çok ilginç bir anım var. Kitap okuyan çocuk lisede kitap okumayı bıraktı. Ramses serisi var öneririm. Arkeolog olduğum için. Oğluma Ramses serisini okumasını istediğimi söyledim. 5 ayrı kitaptan oluşan bana göre olağan üstü yazılmış bir seri. Seriye bir baktı gerek yok dedi. Yüzüncü sayfaya kadar okursan 100 TL vereceğimiz söyledim. Kitaba devam etmek istersen parayı bana iade edersin dedim. Kitaba devam etmek istemiyorum bu kadar yeter dersen alırsın parayı gidersin dedim. Tamam dedi. Yüzüncü sayfaya geldi. Devam mı, tamam mı dedim. Parayı istemiyorum seriyi ver dedi. Kitapta Aşa diye bir karakter var. Aşa diplomat. Hititler’le Mısırlılar arasında Kadeş Savaşı sonrası Barış Antlaşması’nı hazırlıyor. O Aşa karakteri yüzünden oğlum diplomat olmaya karar verdi. Bugün oğlum Uluslararası İlişkiler okuyor. O yüzden o kırılma noktasını herkesin yakalaması lazım. Hani bazı kitaplar sizi iter zorlamayın, bırakın. Sevdiğiniz kitaba ulaşın. Bunu yaparsanız daha sonra kitap ararsınız. Şimdi kitap seçiyorum. Beni çekerse kitabı alıp okuyorum, çekmezse bırakıyorum.

Ödülü tavsiye ediyor musunuz?
Ödülü çocuklarda tavsiye ediyorum. Teşvik edip bir kitabın içine sokmak adına belki bir ödüllendirme bile yapılabilir. Her çocuk farklıdır her çocuğa farklı bir şekilde kitap okutturulmalıdır. Ben Atatürk kitaplarını çocuklara yazıyorum. Önemli olan bir neslin yetişmesi. Ben o yüzden çocuk kitapları yazıyorum. Onları yetiştirmemiz ilerletmemiz gerekiyor. Kitaplarımı gece 11’den sonra yazıyorum. Anca vakit bulabildiğim için o saatte yazıyorum. Önümüzdeki dönemde ‘Sandığa Gömülen Kadınlar’ diye bir çalışma hazırlıyorum. Hangi sorunlarla karşılaşıyor kadınlar, yaşadıklarımdan da yola çıkarak engellerimizle ilgili neler yaşıyoruz onları yazmak istiyorum.

Başöğretmenimiz Atatürk 
Ulusların tarihinde bir devlet kuran, aynı zamanda eğitim uygulayıcısı olan, öğrenmeyi ve öğretmeyi seven, eğitimci kişiliği ile çocuklarımızı aydınlatan, eğitime olan inancı ve tutkusu sayesinde milletimizin Başöğretmeni olan tek lider Mustafa Kemal Atatürk’tür. 

Bazen söylemek istemiyorum
Ben kitap yazıyorum ama insanlarsa yazma isteği var. Yazar olduğumu söyleyince insanlar hayatımı yazsanız Roman olur diyor. Arkeolog olduğumu söyleyince birileri elimizde bir parça var ne kadar eder diye soruyorlar. Bende bu yüzden bazen mesleğimi söylemek istemiyorum.

Atölye çalışması başlattım
Yazma ile ilgili atölye başlattım. Yazmanın ilk evresinden kitabın okura ulaştığı noktaya kadar nasıl bir süreç geçiyor. Onu anlattığım yazarlığa yolculuk atölyemiz var. Bu dönemde yine böyle bir     çalışma hazırladık. İnsanlar profesyonel anlamda ne yapabileceklerini öğrensinler.

Kızım anlattı ben yazdım
Kızım kitap okumuyordu. Bana kitap okumayı sevmiyorum dedi. Neden sevmiyorsun dedim. O anlattı ben notlarımı aldım. Bütün çocuk kitaplarımı kızımın yönlendirmeleriyle yazdım. Şimdi kitap okumayı çok seviyor. 

Arkeolojiyi de kullanıyorum 
Kitaplarda arkeoloji temelini de kullanıyorum. Mesela bir kitabım direk olarak arkeoloji alanında geçiyor. Önce tarihi eserin nasıl ortaya çıkarıldığını sonra nasıl kaçırıldığını anlatıyorum.

En zor söyleşim cezaevindeydi
Okullardaki çocuklar ve cezaevindeki çocuklar, anlatacak öyle çok şey var ki. Cezaevinde yaptığım söyleşi, hayatımın en zor söyleşisiydi. Umutlarını ve hayallerini yitirmiş çocuklara bu kavramlar üzerine kitap yazılabileceğini anlatmaya çalışmak çok zordu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.