Fiili durum resmileşti


Nusret Yılmazer

Nusret Yılmazer

03 Mayıs 2017, 07:38

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ak Parti’ye resmen üye oldu. Anayasamız gereği Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Ak Parti’den istifa etmek durumunda kalan Recep Tayyip Erdoğan, yapılan referandum sonucunda değiştirilen Anaysa maddesi doğrultusunda zaman kaybetmeden, alelacele partiye üye oldu. 21 Mayıs’ta yapılacak AK parti genel kurulunda da resmen genel başkan olacak.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 33 ay aradan sonra yeniden partiye dönmesi ve genel başkan olması neyi değiştirir?
Zaten bu 33 ay zarfında AK partililiğini unuttuğunu hiç görmedik. Hiçbir konuda uymadığı anaysa maddelerinin tarafsızlık ilkesine de uymayı hiç düşünmedi. Anayasa gereği tarafsız olması gereken, bütün siyasi partilere eşit durması gereken Cumhurbaşkanı, bu süreçte hiç de öyle davranmadı, hep AK Partili olarak davrandı. Siyasi parti liderlerine hep hakaret etti, hep kavga etti. Dolaysıyla bugün partisine yeniden üye olması fiili durumun resmileşmesinden başka bir şey değildir.
Cumhurbaşkanlığının 33 ayında AK Partili olarak düşündü ve uygulama yaptı. Halkı da bizimkiler ve ötekiler olarak gördü. Bunu defalarca telaffuz etti, buna uygun kararlar aldı.
Emanetçi genel başkan Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanının partiye üye olduğu günkü toplantıda yaptığı konuşmada “979 günlük hasret bitti” dedi. “Genel kurulda kendisini genel başkan olarak önereceğiz” dedi. Sahiden böyle bir hasret çekildi mi? Böyle bir hasret çekilmesi için partiden uzak durulması gerekirdi, bu hiç olmadı.
Binali Yıldırım, nihayetinde 20 gün sonra yapılacak genel kurulda AK Parti genel başkanlığını asiline devrederek bu emanetçiliğe son verecek.
Siyasi partilerde genel başkanlar üyeler veya delegeler tarafından belirlenir. Bu AK Partide hep farklı oldu. Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca Ahmet Davutoğlu’nu aday gösterdi, Sen genel başkan olacaksın dedi ve bütün parti onun kararına uydu. Aynı zamanda başbakan koltuğuna da oturan Davutoğlu’na sen istifa edeceksin dedi ve hem Başbakanlık hem de genel başkanlık koltuğu otomatik boşaltıldı. Kimse sorgulamadı, bu nasıl demokrasi demedi.
Bütün bu yaşananlara baktığımızda; aslında Ak Partinin hiçbir zaman demokratik bir yapısı olmamış,  demokrasi sorunu olmamış diyebiliriz. Bir lider seçmişler ve o ne derse öyle olmuş.
Buna baktığımızda da aslında demokrasinin unsurları olan siyasi partilerin yapısına ters bir durum gözüküyor. Ama demokrasinin ruhuna ters bu durum bizim ülkemiz insanı tarafından benimsenmiş gözüküyor. Çünkü güçlü liderlik önemlidir. Güçlü lideri olmayan partiler başarılı     olamıyor.
Başbakan Binali Yıldırım ile aynı duyguları paylaştığını açıklayan Cumhurbaşkanı, “ben aşkıma geri döndüm derken, ülkedeki 80 milyonun tamamı birinci sınıf vatandaştır” dedi. 
Halbuki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları böyle düşünmüyor. Vatandaşların birçoğunun şikayeti var; “Ülkedeki Suriyelilerin çoğu ticaret yapıyor ve vergi vermiyor. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları vergi veriyor. Suriyeliler hastanelerde sıra beklemiyor. TC vatandaşları hastaneden randevu almak için bir hayli çaba sarf ediyor ve beklemek durumunda kalıyor. Suriyelilerin çoğu hiçbir prim ödemiyor ama maaş alıyor. Suriyeli gençler ülkemizde elini kolunu sallayıp gezerken, bizim gençlerimiz Suriye’de çatışmalara girdi, öldü, yaralandı. Demek ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları öyle birinci sınıf vatandaş değiller. Ve vatandaşlar, “biz kendi ülkemizde ikinci sınıf vatandaş olduk” diyorlar.
Cumhurbaşkanı, Ak partiye üyelik toplantısında yaptığı konuşmada bir taraftan muhalefete çatmayı ihmal etmezken diğer taraftan Avrupalılara da mesaj gönderdi.
Muhalefete; seçimlerde YSK’nın kararına uymasını önerdi. Anaysa mahkemesine ve AİHM’e gitmenin gereksizliği söyledi. Avrupa’ya da “ya yeni fasıllar açın ya da güle güle” dedi.
Eskiden böyle demiyordu. “Kopenhag kriterlerini Ankara kriteri yapar yolumuza devam ederiz” diyordu.
Artık demokrasiyi geliştirmek derdi yok demektir. Eskiden demokrasiyi genişleterek gelişen bir parti ve ülke vardı. Bundan sonra daha kapanan bir parti ve ülke göreceğiz demektir.
Cumhurbaşkanının partisine üye olması çok fazla bir şeyi değiştirmeyecek. Çünkü zaten fiili olarak partili bir Cumhurbaşkanımız zaten vardı. Bu resmileşti. Ancak yıllardır partisiz Cumhurbaşkanlığına alışmış “Hayırcılar açısından olumsuzluk her gün yaşanacak.
Diğer taraftan, ülke yönetimindeki olumsuzluklar oluştuğunda başka bir günah keçisi aranmayacak. Çünkü aracı görünümündeki kişiler aradan çıkmış olacak. Başbakan olmayacak, başarı ve başarısızlık direk Recep Tayyip Erdoğan’a ait olacak. Bu da, sorumlu tutulacağından dolayı iyi olacaktır. Başarısızlık kendisini yıpratacaktır.
Ülkenin yarınlarının güzel olması için daha çok demokrasi, daha çok özgürlük gerekir. Bunların olmadığı yerde güzel günlerin gelmesi mümkün değildir. Gelişmeler başımızdakilerin demokrasiden çok hoşlanmadığını, özgürlüğü hiç sevmediğini gösteriyor. Onlar kendini nasıl sayıyor çok önemli değil. İnsanlar kendini nasıl hissediyor o önemlidir.
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.