Fosforlu Cevriye


Nezahat Göçmen

Nezahat Göçmen

07 Aralık 2016, 23:09

“Karakolda ayna var ayna var 
Kız kolunda damga var 
Gözlerinden bellidir Cevriye’m 
Sende kara sevda var…”


Cevriye’nin türküsünü bilir ama çoğumuz hikâyesini bilmeyiz.  1947 yılında seyrediyor olaylar. Cevriye’nin hikâyesi evrensel…Türküsü can alıcı,  hikayesi  toplum baskısının en şiddetli uygulandığı konular.
Eski İstanbul’un cefakar yüzü Fosforlu Cevriye. Onu bu kadar sevmemizin asıl nedeni çok cevval biri olması.  Cevriye sokak kadını olsa bile içinde bulunduğu koşullarda kendi başının çaresine bakabilen, güçlü bir kadın.   
Suat Derviş’in 1940’lı yıllarda yazı dizisi olarak yayınlanan ve ilk kez 1968’de okuyucuyla buluşan romanı. Fosforlu Cevriye’yi, Türkay Şoray ile Kadir İnanır’ın başrollerini paylaştığı filmden tanıyorduk. 1972’de Derviş tarafından senaryolaştırılıp Gülriz Sururi’ye ithaf edilen hikaye, 2008’de müzikale dönüşmüş.
Buruk bir aşk öyküsünün yanında insanlığı oluşturan değerlerle ilgili hikaye ve seyirciye aktarılan birçok duygu var oyunda.
Cevriye sokakta büyümüş, İstanbul’un ta kendisi olan bir kadın. Şehrin tüm kaldırımlarını, kapı eşiklerini, köprü altı yaşamlarını bilen ve kendi deyimiyle karpuz kabuğu kokan denizlerde yüzmüş, denizlerin kumu, balıkların pulu, cesur ve cilveli bir kadın. Adalet duygusu gelişmiş, ruh bekaretine inanan bir kadın. Onun sokaklarda yaşaması, sokak işçici olması onu namussuz yapmıyor. Zaten oyunda anlatılan da bu. Cevriye’nin hayatına ismini bile öğrenemediği, hiçbir şekilde tensel bir ilişkide bulunmadığı bir adam giriyor. Cevriye ona aşık oluyor, çünkü hayatında ilk defa biri ona kadın muamelesi yapıyor, insan yerine koyuyor. Onun kadınlığından istifade etmeye çalışmıyor. Ve Cevriye kara sevdaya tutuluyor. 
 Cevriye’ye kadın muamelesi yapan adam, düşüncelerini bildirilerle yayınladığı için idama mahkûm ediliyor, “suçlu” ilan ediliyor. Diğer yandan Cevriye, ne olduğunu bilmediği ve eline tutuşturulan paket yüzünden, işlemediği bir suç yüzünden sürgün ediliyor. O da “suçlu” ilan ediliyor.  
İki buçuk saate sığdırılan koskoca bir hayatı tiyatro sahnesinde izlerken İnsan olmanın ne demek olduğunu anladım.  Birkaç kez sahneye çıkıp, Cevriye’nin kolundan tutup o hayatın içinden çekip çıkarmak istedim.  İnsan yerine konmanın,  değer görmenin bedelini canı ile ödedi.  Fosforlu Cevriye beni ağlatmayı başardı. Tiyatronun en güçlü yanı bu olsa gerek. Başka bir dünyaya girip gerçekliğimizden uzaklaşıyoruz. Özellikle bugünlerde bu duyguya çok daha fazla ihtiyaç duyar olduk. 
Ne acı hayat yaşamış “Moriye de fosforlum .”  Günümüzde aynı sosyal huzursuzluk, aynı düşünce suçu, aynı kadın dramı, aynı kara sevda, aynı güçlü kadın modeli... 
Huzur içinde uyu fosforlu, her kayan yıldızda sen varsın…
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.