Geçti artık geçti!


Sinan Yerebakan

Sinan Yerebakan

13 Ekim 2017, 07:13

Çocukluğumda okuduğum ve bugüne kadar unutamadığım bir makale bugünlerde yine karşıma çıktı. Cüneyt Suavi’nin 1989 da yazdığı yazıyı siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.
Küçüklüğümden beri dar yerlerden sıkılır ve buralardan âdeta feryat ederek kaçardım. Daha sonra bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım. Halbuki, o dar mekânlara, şimdi ister istemez girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen her nasılsa onları görüyordum.
“Genç yaşta öldü zavallı.” diyorlardı. Halbuki yapacak ne çok işim vardı. Gerçektende bir çok işim yarım kalmıştı. Meselâ oğluma iyi bir iş kuramamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirmemiştim. Büyük bir firma kurup dostlarımı o firmada toplamak da, hayâl olmuştu. Önümüzdeki kış için odun-kömür de almamıştım.
Birden kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin enücra köşelerinde yankılanıyor ve; “Geçti artık geçti!”diyordu.İçimden: “Keşke geçmemiş olsaydı!” diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.
Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve üzerimi örtmek için tabutun kapağını kaldırdıklarını farkettim. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkarabiliyordum.Biraz sonrada koyu bir karanlık içinde kalmış ve gözlerimi, tabutun tahtaları arasında sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde, “Aman Allahım, dedim. Ne olacak şimdi hâlim?”
Hiç bir şey düşünemiyordum. Biraz sonra omuzlara kaldırlmış ve sallana sallana götürülmeye başlamıştım. Dışardaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu. Cenaze namazı için câmiye gidiyor olmalıydık…
Câmi deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına rağmen, nedense  bir türlü elim değip gidememiştim. Ama 50 yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikayet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Ah! şu kaza olmasaydı. İleride ne iyi bir insan olacaktım.
Daha önce duyduğum ses: “Geçti artık geçti!” diye tekrarladı. Biraz sonra namazım kılınmış ve imam cemaate, nasıl bir insan olarak bilindiğimi sormuştu. Ben, cemaatin arasındaki 8-10 kişinin bu soruya cevap vermediğini gayet iyi biliyordum. Evet, bu insanların haklarını yediğimi kabul ediyorum. Fakat şu kaza olmasaydı. Onların gönlünü alacak ve yaptığım hataları telâfi etmeyecek miydim?
Câmideki işimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Tabutumun eğik bir şekilde taşınmasından, mezarlığa giden yokuşu tırmandığımızı anlıyordum. Şiddetle yağan yağmurun, çatlaklardan içeri girerek kefenimi  yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim.
Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı ise geçen gece akşam televizyonda oynanan kovboy filmini medhediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise, yanındakinin kulağına fısıldayarak.“Tam ölecek günü buldu rahmetli!” diyordu. “Sırılsıklam olduk     birader.”
Duyduklarım, herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar uykularımı onlar için fedâ ettiğim dostlarım değil miydi? Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve güçsüz vücudumu kucaklayan bir kaç kol, beni dibinde su toplanmış olan bir çukura doğru indirdi.Boyluboyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Aman Allahım bu kabir değil miydi? O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim? Sessiz feryatlarımı kimse duymuyor ve dostlarım, kalın tahtalarla üzerimi kapatmak için âdeta birbirleriyle yarışıyordu. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün zerrelerimle duâ etmeye başlamıştım:“Ya Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu? Senin istediğin gibi bir kul olayım.” Daha önce duyduğum ses, aynı şeyleri tekrarlıyarak. “Geçti artık geçti!” dedi.
Vücudumu örten tahtaların üzerine kürekle atılan toprakların çıkardığı ses, gökgürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarıyordu. Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki  rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kâbus görüyordum. Bitişik dairedeki doktor arkadaşım başucumda duruyor ve: “Geçti artık, geçti.” diye tekrarlıyordu.
Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki 20 kilo birden vermiştim. Dışarda sağnak halinde  yağmur yağıyor ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu.Çevremdekilerin şaşkın bakışları arasında, kendimi 
toparlamaya çalışırken:“Yâ Rabbi! Sana, bütün zerrelerim adedince şükürler olsun diyordum. 
İyi bir kul olmak için ya bir fırsat daha 
vermeseydin?”

Bu köşe yazısı 13 Ekim 2017, 07:13 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.