Hayatın neresindeyiz


Mustafa Kaykal

Mustafa Kaykal

18 Nisan 2017, 07:27

Başlamak Bitirmenin Yarısıdır. Aslında 'başlamak zordur', diyenlerdenim. Başladınız mı, gerisi bir şekilde gelir. Kolay göründüğüne bakmayın, ayrılmak da zordur. Onun için en güzeli, ortasından girmektir. Hayat da böyle başlamıyor mu, zaten?
Başını ve sonunu kaçırdığımız bir hayatı yaşıyoruz. Ortalarda bir yerde, bir ara görünüp kayboluyoruz. Ama gösteri bizden evvel olduğu gibi sonra da devam ediyor. Düşünsenize, oyuncu olduğunuz halde senaryonun ne başından haberdarsınız, ne de sonundan haberiniz oluyor. Kendi filminizin en başına yetişemediğiniz gibi en sonunu da kaçırıyorsunuz. Hayat dediğimiz gösteride bize ayrılan zamanı, rolümüzü anlamak ve anlamlandırmak için harcamamızın sebebi, zaten bu tuhaflıktır. 
Dâhilerimizi bile çıldırtan çözümsüz bir çelişki, çoğunluğumuzu teslimiyete zorlayan yaman bir tuhaflık: Sonradan dahil olduğunuz gösteride oynadığınız ilk ve son kareler, gıyabınızda çekiliyor. Hem varsınız, hem yoksunuz... Sadece zamanın başlangıcı ve sonu değil, kendi hayatımızın en önemli sahneleri de bizim için bir muammadan ibaret değil mi? 'Ben burada ne arıyorum' demeye kalmadan, ortalarda arz-ı endam edip, sahneden eğer başarabilirsek edebimizle çekiliyoruz. 
Yine de madem ki yeni bir başlangıç yapıyorum, haydi, herkesin aklındaki o soruyla başlayalım. Elinizde, ileri tuşuna basarak hayatınızdan istemediğiniz kareleri atlamanızı sağlayacak sihirli bir uzaktan kumanda aleti olsaydı, ne yapardınız? Eminim bu soru, benim gibi birçoğunuza da Adam Sandler'in Micheal Newman karakteriyle karşımıza çıktığı 'Click' adlı filmini hatırlatmıştır. O zaman daha açık soruyorum: Michael Newman siz olsaydınız, elinizdeki sihirli kumanda cihazını, kendi hayatınızın hangi sahnelerini kaçırmak, hangi zor anları hafıza kayıtlarınızdan çıkarmak, yol arkadaşlarınızla tırmandığınız hangi yokuşlarda ortadan kaybolmak için kullanırdınız? Özellikle geride bıraktığım son 3.5 yıl için bu soruya benim vereceğim cevabı merak edenler olduğunu biliyorum. Pişman mıyım? Eğer öyleyse, nelerden pişmanlık duydum? İşte benim cevabım: Şayet benim elimde öyle bir sihirli kumanda aleti olsa ve şimdi başa sarabilseydim, gidişim de, dönüşüm de dahil, yaşadıklarımın tek bir karesini bile atlamak istemezdim. Çünkü biliyorum ki, ben atlasam da hayat atlamayacak, ne varsa yaşanmış -bu kez iyi ya da kötü bir farkla- yine yaşanacaktı. 
'Click' filmini izleyenleriniz, Michael Newman'ın atladığı acılar, kaçtığı bütün zorluklarla yüzleştiği sondan bir önceki sahnede nasıl derin bir pişmanlık yaşadığını da hatırlayacaktır. Hayatı ıskalamanın getirdiği o 'büyük pişmanlığın' yanında, Michael Newman'ın kaçmayı seçtiği 'küçük pişmanlıklar' nedir ki? Madem hayat devam ediyor, ıskalamaya değmez. Gösteri de devam etmeli. 
Millet seçimini yaptı. Aynı gemideyiz. Milletin kahır ekseriyetinin seçtiğinin iyi olmasını dilemekten başka çaremiz yok. Kötü olursa hep beraber denizde boğulacağız. Demokrasi böyle bir şey, yüzde 51'in kötü tercihine yüzde 49 katlanmak zorunda. Yüzde 51'in seçtiği iyi bir tercih olursa yüzde 49 kazanmış olacak. Kötü olursa yüzde 100 kaybetmiş olacak. Ne diyelim film yeni başlıyor. Sırtınızı yastığa yaslayın ve seyre     başlayın. 

Bu köşe yazısı 18 Nisan 2017, 07:27 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.