Haydutlar ölmeden bir dansa ne dersin?


Anıl Boduç

Anıl Boduç

21 Nisan 2017, 07:31

Dünya çekilebilir olmaktan çıkıyor. Aslında çıkalı da epey oldu. Bunu sende bende biliyoruz. Bilmek hiç bir haltı değiştirmiyor, kahretsin ki bunu da biliyoruz. 
Geçtiğimiz sonbahar evin salonunda fütursuzca şarap içip birbirimize mutlu öpücükler kondurduğumuz o geceyi anımsadığın oluyor mu? Ne sen tahmin edebilirdin ne de ben, yattığımız yerde öylece boş boş geçirdiğimiz zamanın nice dolu zamanlardan daha manalı olduğunu…
Sahi neden böyleydi? O gece hiç susmayan Tony Soprano'nun ölümüne ağlayan İtalyanca ninninin verdiği kederden mi yoksa şaraptan mı? Bence her ikisinden olabilir, bilirsin kadınlar ve şarap yan yana geldi mi her şey mümkün… 
Gene de hadi oradan der gibi Doktor Jivago… Birbirimize bahşettiğimiz o mutlu, kaygısız ve tesiri yüksek bütün öpücükler, akıp giden zaman, budalaca üzerimize oturan mutluluğun ne şarapla ne senin güzelliğinle ne de benim beyhudeliğimle bir ilgisi vardı. 
İlgiyi güçlü kılan tüm bunlardan bihaber oluşumuzdu. Öyle ya insanın en değerli aşkı çocukluk aşkıdır zira insan aşık olduğundan bile bihaberdir. Bilincin yetmediği yerde hesap yapmaz insan zihni, olduğu gibi yaşar. İşte bizde öyleydik. Doktor Jivago'yu anımsarsın, “Bilinç kötü bir şey, bilmek başlı başına kötü bir şey. İnsan bilmeye başladığı zaman rahatsızlıklar başlar. Misal saniyede bilmem kaç kez nefes alır insan fark etmez, fark etmeye bilmeye başladığı an nefes darlığı başlar...”
Bizde Jivago'yu dinlemiş, bilmemeye gayret etmiş ve mutlu olmuştuk. Zaman halt etmişti yanımızda, eski şarkılar eski değil Doktor Jivago klasik değil bilinen her şey ters düz bir tek öpücükler ve şaraptı gerçek olan.
Biz bunlardan haberdardık ve kıymetliydi her şey. Şimdi çok biliyoruz ya aslında bir halttan çaktığımız yok. Sevmek yerine ego sevişmek yerine yeni dövüş stilleri peydah edip duruyoruz. Ne lüzum var? Bilincini çoktan yitirmiş, zamanı çoktan askıya almış olmak ve bunda daima başarılı olan haydutlar, düş insanları, aşıklar, çocuklar, dünyanın hesabına gülüp geçenler. Tüm bunlar dinazor misali bir göktaşı çarpıp da yok olmadıkça bizde yalnız değiliz aslında. Bilinçten yoksun olalım ama değer verebilir, kıymet verebiliriz. İki tane legoyu üst üste koyup yaptığımız o çakma evlerle mutlu olan çocuklarız biz,
Haydutlar ölmeden son bir dans…
Ne dersin?

Gorki'nin şamarı...
Gorki diyor ki; “Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıklar yüzünden yaşamaya karşı ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları ! Size yaşamı hazırlayan “sermaye sahibi egemen sınıftır”, bu acımasız oyunun varlığı siz izin verdiğiniz sürece sürecektir...”

Bu köşe yazısı 21 Nisan 2017, 07:31 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.