Huzurlu ülkeyiz


Ali İbrahim Önsoy

Ali İbrahim Önsoy

20 Temmuz 2017, 12:19

Nerede olduğumu kimden duymuş ise geçen gün, güneşin dik ve yakıcı olduğu saatte Sezai Sami yolda karşıma çıktı ve anlatacaklarım var dinle diyerek hararetli olarak bir çırpıda anlatmaya koyuldu ama anlattıkları ayaküstü dinlenilemezdi bu nedenle çayı güzel bildik yere geldik. Sezai Sami’nin anlattıkları bazen ironi bazen de birebir gerçek yaşam olsa bile ülkemizin içinde bulunduğu durum nedeniyle dikkat etmemiz gerekmekte. Yaşamımızı idame ettiğimiz, içinde bulunduğumuz bu topraklar 20. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadar hem çok hızlı hem de ağır toplumsal ve doğal afetleri yaşamakta, işte bu koşullarda yaşamın canlı tanıklarından biri olan Sezai Sami’nin anlattıklarını yerim el verdiği oranda paylaşacağım.
“Güzel bir ülkede yaşıyoruz, üç tarafı denizlerle çevrili, ülkenin topraklarının bir kısmı bir kıtada diğeri bir başka kıtada  bulunmakta.
Denizlerinde maviliğin, karasında  yeşilin ve gökyüzünde aydınlığın her tonu bulunmakta. 
Hani kitaplarda dört mevsim on iki ay derler ya hepsi yaşanır.
Kumsalında güneşlenirken bulutlarla kaplı dağlarında kar hiç eksik olmaz.
Bahçelerinde sebze ağaçlarında meyve ve tarlalarında ekinler gür olmakta.
Toprak ananın bereketi yaşayanları mutlu etmekte, herkes ürettiğini komşusuyla paylaşırken çıkar ve menfaat gütmüyor. 
Dönemsel temsilciler kalıcı değil, bu göreve gelenler kendilerine çıkar sağlamadığı gibi yönetici ayrıcalığı da yok.
Ülkenin hangi yöresinde yaşarlarsa yaşasınlar sınır olmadığı gibi beli silahlı dolaşan görevliler de yok.
Her yaşta çalışan var, kimse ayrıcalıklı değil, çocuklar eğitim olmadığı zaman büyüklerinin yanında yardımcı olurken, yaşlılarda bilgi ve tecrübelerini aktarmakta.
Kesici, patlayıcı ve diğer ateşli silahlar yok, bunlar olmadığı için terör yok, işkence yok, gözaltına alınıp kaybedilen de yok. 
Her ne sebeple olursa olsun kendi cinslerinden birini yanlarında angarya olarak çalıştırılmasını doğru bulmadıkları gibi ücretli çalışma da yasaklanmış. 
Teknolojinin en ileri aşaması bile  ülkelerinde bulunurken hiçbiri üstünlük sağlamak ve hırsla bunlara sahip olmayı  düşünmemekte.
Görsel ve yazılı basında çıkan kısır çatışmaları, savaşları, parmak sallayıp tehdit eden yöneticileri göremezsin. 
Savaş ve çatışmalar olmadığı için bunlardan nemalanan yok.
Yıllarca süren baskı ve sıkıyönetim dönemi olmadığı gibi savaş ve çatışmalarda ölenler ve yaralananlar da yok. Tüm bunlar için yaşadığı topraklardan göç eden olmadığı gibi göç yollarında ölenler de yok.
Devleti yönetmek ve onun kamu kurumlarında yönetici olmak ayrıcalık değil sırayla olduğundan kimse sırçalı köşke çıkmak  için birbirlerini ezip saray entrikası yapmamakta.
Devlet vergi verilmesini gönüllülük esasına bağlamış, 
Devlet bütçesi eğitime, sağlığa, kültüre harcanmakta,
Yurttaş görevini yerine getirirken, sırayla devlet/kamu görevi üstlenip sorumluluklarını yerine getirmekte, yazın yağmur yağdığında kimse su baskınlarında ölmüyor, caddeleri sular altında kalıp afetler yaşanmıyor.
Komşularla barış içinde yaşamakta, hırsızlık yok, kavga ve kargaşa yok.
Ne Nuriye ve Semih gibiler işlerine dönmek için açlık grevinde ne de insan hakları savunucuları tutuklu, ne de yazar, gazeteci ve güzel insan değerine sahip olanlar mesnetsizce yargılamayı beklemekte.
Temel hak ve özgürlüklerin olduğu huzurlu bir ülke…” 
Sevgili Sezai Sami düşünü anlattı, gerçek o kadar uzak mı?
Ülkemin insanına bunlar çok mu yoksa yaşadıklarımız bize reva mı görülmekte?

Bu köşe yazısı 20 Temmuz 2017, 12:19 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.