Kar mı yağmış şu Harput’un başına


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

08 Aralık 2016, 22:17

Üzerimize şiddetin, riyanın, soygunun ve yalanın duvarı örülüyor. Penceresiz ve kalın bir duvar! Pink Floyd’un “The Wall”ı gibi. Haydi, siyasetin sıkıntılı, boğucu, yalancı sularından biraz nefes almak için kıralım rotayı halk kültürlerine. Duvarın dışını olmasa da, gökyüzünü görebiliriz; sonsuzluğu ve yıldızları.
***
Harput, Kharpert 19. yy. Osmanlı’nın Anadolu’daki küçük ama kültürel parıltılar taşıyan değerli yerleşim yerlerinden biridir. 150 yıl önce ovadaki yerleşimin artmasıyla merkez haline gelen Elazığ, Harput’un devamıdır. Abdülaziz’in tahta çıkması onuruna buradaki yerleşime Aziz’in mamur ettiği kent anlamında Mamurat'ül-Aziz adı verilmiş. Söylenişi zor olan bu kelime Elaziz’e, sonra da Elazığ’a dönüşmüş. Harput bilinmeden Elazığ bilinemez desek, abartmış olmayız sanırım.
***
Amacım şehir tarihçiliğine ilişkin yazmak değil. Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bir türkü üzerine birkaç kelam eyleyeceğim.
*** 
Elazığ türkülerini severim. Hoyrat tarzı söylemenin yurdu Kerkük ve Erbil olmakla birlikte Urfa, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum yörelerinde de söylenir. 
***
Hoyrat söylemenin zorluğuna dair aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir dörtlük vardı:
“Ağır ağır
Adım at ağır ağır
Türküynen vakıt geçmez
Yiğit ol hoyrat çağır” 
Demek hoyrat çağırmak bu kadar        zordur.

***
Harput’a dönelim.
Tepenin başındaki bir düzlüktedir Harput.  Harput şeherine varmak için önce tepenin dibindeki Hüseynik’ten geçmek gerekir. 1890’larda Postacı Akif’in kalp krizi ile ölmesi üzerine sözlerinin bir kısmını aşağıya alıntıladığım ağıt, Hüseynik’i bize taşır. Türkülerin böyle gücü vardır işte. 
***
“Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna
Kol ağrısı tesir etti canıma
Yaradanım merhamet et kuluna
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana kastı ne”

***
Anadolu halkların bir mozaiğidir. Yemeğinden giyimine, türküsünden duasına, düğününden bayramına, masalından destanına; birbirine geçmiş değerler panayırıdır Anadolu. Bir zamanlar böyleydi. 
Ya şimdi?
Anadolu panayırından geriye kelaynaklar kaldı.
Kuruyan bir dere yatağı gibi, suya az, kuşları az, ağaçları seyrek…
Ya da tek renk, tek düze, tek tip…
Türküler, mozaiğin izlerini taşır, renkli ve canlı.
***
Çünkü türküler direnmiş. Bakın Karadeniz’in türkü ve horonlarına; Pontus’un devamıdır! Halk kültürü derindir ve sistemin baskılamalarına karşı üstü örtülü bir direngenliğe sahiptir. İşte uzun yıllar sonra açıkça söylenen bir türkü:
***
 “Vardım kiliseye haç suda döner
Ahçiği gözledim yüreğim yanar
Aman o ahçik civan o ahçik
Ben dinen dönersem el beni kınar
Serimi sevdaya salan o ahçik
Aman o ahçik civan o ahçik”

***
Çıkalım şimdi Harput’a, Kharpert’e! Bakalım kar mı yağmış başına!
Aslında Harput’un başına II. Abdülhamit’in başlattığı kırımları devam ettiren İttihatçı çeteler tarafından 1915 yılında öyle bir kar yağdırılmış ki, yerle bir olmuş Harput! Yerle bir olmuş Anadolu. Kalmamış ahçikler*! Türkülerden bile silinmeye çalışılmış. 
***
Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli yazar Vedat Türkali “Bitti Bitti Bitmedi” adlı son romanında bu türkünün bir başka versiyonunu yazar. 
***
Ermeni Dede, birkaç binadan başka hiçbir şey kalmamış Harput’u ziyarete giderken “Yolda bir türkü tutturdu Dede yaşlılığın titrekleştirdiği sesiyle. Bildiğiniz bir türkü bu ama ben size aslını söyleyeceğim. Sanki ağıt okuyor gibiydi.
***
“Kar mı yağmış şu Harput’un başına
Kurban olam toprağına taşına
Henüz değmiş 13-14 yaşına
Küçük yaşta bir kız sevdim Ermeni
Ermeni’nin kaşı gözü sürmeli
Ermeni’ye nasıl gönül vermeli
Saçaklı avluda öter yarasa
Benim sevdiğimin adı Maritza
Yetiş imdadıma Hz. İsa
Küçük yaşta bir yar sevdim Ermeni”
(Bitti Bitti Bitmedi – Ayrıntı Yay.         Syf. 180)

***
Bunları yazarken kimi türkülerin dönüştürüldüğünü de ifade etmeye çalışıyorum. Sonuçta türkü ne kadar dönüştürülürse/uyarlanırsa uyarlansın, türkünün özündeki sevda, aşk, ayrılık, hüzün, ağıt, özlem duyguları kalıyor. Çünkü bütün bu duygular bütün kimliklerin üstünde olup insana aittir! 
Ah Anadolu!
Türk’ün, Ermeni’nin, Kürt’ün, Rum’un, Arap’ın, Laz’ın türküleri de, sesleri de ne kadar güzel. Siyasetin kirletemediği sesler.
***
Siyaset dedik yine.
Demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine dayanmayan her türlü siyaset kirlidir, despottur. Türküler, demokratik siyasetin sanattaki ayağıdır. Halkların müziklerini sevdiğimiz gibi, o müziğin halklarını da sevmeyi bilirsek; işte demokratik siyaseti ve kültürü içselleştiriyoruz demektir. 
***
*Ahçik: Ermenice kız anlamındadır.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.