Kaybetmeden değerini anlamadıklarımız


Nuran İbiş

Nuran İbiş

20 Mayıs 2017, 07:29

Bugün önemsemediklerimizi, yarın elimizden kaymaya başlayınca tutmak için çabalarız. 
Kardeşimizle bir arada yaşarken sudan bahanelerle ettiğimiz kavgalar, araya mesafeler girdiğinde yerini özleme bırakır. 
Her türlü nazımızı çeken anne babalarımızı her zaman bizimle sanırız. Onları kırabileceğimizi düşünmeden, pervasızca davranırız. Ne yaparsak yapalım her şartta onlar bizi sever ve affeder. Bizden uzakta da olsalar bizi düşündüklerini biliriz, bilmediğimiz ise ne zaman onlara veda edeceğimiz… 
Okullarımıza giderken bitmeyecekmiş gibi gelen yıllar, sona yaklaştığımızda yerini hüzüne terk eder. Ayrılık acısını hissetmeye başlarız ve son günleri en iyi şekilde geçirmek için çabalarız.
En yakın arkadaşımızı kırdığımızda anlarız onun değerini, yaptıklarımızı affettirmeye çalışırız.
Hangimiz hastalanmadan sağlığımızın kıymetini biliriz?
Kansere yakalandığımızda sigarayı, şeker hastası olduğumuzda şekerli gıdaları terk ederiz. Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmeyi, düzenli spor yapmayı düşünmeyiz. Kilo aldığımızda diyet yapar, biraz verince tekrar eski yeme alışkanlığımıza döneriz. Nedense gençlikte değil de yaşımız ilerlediğinde sağlıklı yaşamak için çabalarız. 
Birçok evlilikte eşler birbiri için özel zamanlar yaratmaz, onu kaybetme riski olduğunda telaşlanır ve tekrar kazanmak için çabalar. 
Küçükken büyümek için sabırsızlanırız. Kendimizi büyük gösterme çabalarımız bazen bizi komik durumlara düşürse de aldırmayız. Büyüdükten sonra da bir süre sonra yaşlılığa doğru adım atarız. İşte o zaman da içimizdeki çocuktan medet umarız. Bu defada kendimizi küçük gösterme çabalarımız başlar. 
Toplum hayatımız da bireysel yaşamımızdan farklı değildir. Beğenmeyip, yapmaya utandığımız veya isteksizce yaptıklarımızı kaybetme ihtimalini ya da farklılaştırıldığını düşündüğümüzde sahip çıkmaya başlar ve bunların kültürel zenginliklerimiz olduğunu anlatmaya çalışırız. 
Küskünleri barıştıran dini bayramlarımızda ailenin büyüklerinin yanına gitmeyi tercih etmiyoruz. Uzaklardaki sevdiklerimizi bir arada görme fırsatına dönüştüreceğimize, eğlenmek için tatile gidiyoruz. Bunu fark edenler, bir araya gelmeye çalışıyor ama bu fırsatı kaçıranlarımız da maalesef çok.
Bir zamanlar bize angarya gibi gelen milli bayramlar, günümüzde sıkı sıkıya sarıldıklarımız arasına yerleşti. 
Öğrencilik yıllarında görev almışsak, bayramlara giderdik yoksa kaytarmaya bakardık. Büyüdüğümüzde de görev gereği ya da çocuğumızu izlemeye giderdik. Bayramda gösterisini izleyeceğimiz bir çocuğumuz yoksa veya görevli değilsek gitmez, evde yatardık. 
Yaşasın bugün tatil…
En güzel bayramlarımız çocukluğumuzdaki bayramlardı. Henüz o heyecan kaybolmamış veya küçük olduğumuz için herkesi kendimiz gibi heyecanlı sanırdık. Aslında farklıydı, en çok 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı severdik. Tabii, o yaşlarda ulusal Egemenliği kavrayamamış olduğumuzdan Çocuk Bayramı aklımızda yer etmişti. Her bayramda sınıflar farklı kıyafetler diktirirdi. Sabaha kadar heyecandan yatağın içinde döner dururduk. Hele bir de gösterilerde görev almışsak, uyku hiç yanımıza uğramazdı. Dini bayramlarda olduğu gibi bayramlıklarımızı sabahın erken saatinde giyer, harçlıklarımızı alırdık. Bayram yerinde para harcamanın zevki bir başkaydı. 
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı daha bir coşkulu yaşardık. Gösterilere hazırlanır, büyük bir heyecanla alana çıkardık.
Büyümeye başladık, o heyecanın yerini umursamazlık aldı. Başka şeylerle o kadar doluyduk ki bayramlarımızı kutlama yerine kaçış yolları aramaya koyulduk. 
Şimdilerde bayramlar daha bir anlam kazandı. Yasaklamalar bizi birbirimize yaklaştırdı. Bayrağını alan kendini meydanlara atmaya başladı, hem de her alanda. 
Özgürlük de öyledir, kendimizi özgür sanırız. Bir de bakarız ki…
Umarım, bizim için önemli olan değerleri kaybetmeden sıkı sıkıya sarılırız.

Bu köşe yazısı 20 Mayıs 2017, 07:29 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.