Kimse üretmekten vazgeçmesin

Muammer Ömeroğlu

Muammer Ömeroğlu



RÖPORTAJ: Ufuk Çoban 06 Kasım 2017, 08:35

İstanbul Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu (İSİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Ömeroğlu, “İstanbul sanayisinin yaklaşık yüzde 67'sinin öz sermayesinden fazla borcu var. Ama Türkiye'de kimse üretmekten vazgeçmesin. Ürettiklerimizi gelecek nesillere, çocuklarımıza bırakalım” açıklamasını yaptı

Söyleşi köşemizin bu hafta ki konuğu İstanbul Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu (İSİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Ömeroğlu oldu. 1994 yılında Kıraç bölgesinde birkaç sanayicinin çabalarıyla başlayan yolculuk sanayiciler birliğine oradan da federasyona kadar uzanmış. Kısa sürede bölgede kendini kabul ettiren ve KOBİ'lerin sesi olmayı amaçlayan İSİFED 1995 yılına kadar yaptığı çeşitli etkinliklerle 3. Bölge'nin en etkin sivil toplum kuruluşu olmayı başardı ve bu başarısınıda sürdürmeye devam ediyor. Kurucu Başkan Rafet Tükek ve ilk Genel Başkanı Mehmet Sandal'ın katkı ve destekleri ile federasyona kadar ulaşan İSİFED, ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çizdiği yolda laik, demokratik cumhuriyete bağlı olarak yoluna devam ediyor. Türkiye ekonomisinin lokomotifi konumunda olan KOBİ'lerin yasal ve yapısal sorunlarının çözümü ve kurumsal kimlik kazanmaları konusunda da çalışmalar yapmayı hedefleyen İSİFED, üniversiteler, araştırma kurumları ile demokratik kuruluşlarla güçbirliği yapan bir federasyon olarak çalışmalarını sürdürüyor. Federasyonu ve yaptığı çalışmaları Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Ömeroğlu'ndan dinledik.

Çocukluk yaşlarından bu yana çalışma hayatına atıldığınızı biliyoruz. Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?
1968 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğdum. İlkokul birinci sınıfın yarısına kadar Sürmene'de okudum. Sonra İstanbul'a geldim. İstanbul'da ortkaokulu, meslek lisesini Bakırköy'de okudum. Tesviye bölümü mezunuyum. Dış ticarette okurken okulu yarım bıraktım. Daha sonra zaten lise yıllarında küçük bir işletme olarak oyun aletlerine başladık, bugüne kadar 41 yıldır aynı işi devam ettiriyoruz. Çocuklar için zeka geliştirici oyunlar, ailelere yönelik oyunlar da var. 500 ürün çeşidimiz var. Ben iş hayatına 16 yaşında başladım. Ondan önce okurken zaten çalışıyordum. Bizim çağımızın geneli çocukluğunda su, simit, gazoz gibi ürünleri satmıştır.

Çocuklar hazıra alıştı
Siz çalışarak hayata atılmışsınız, ama bugün çocuklar bu çalışma hayatından uzak. Bugün çocuklar nasıl yetişiyor sizce?

Bugün o çalışma ortamı yok. Çocuklarımızın hepsi hazıra kavuştu. Biz çok fazla ezildiğimiz için ne yaptık? Hata yaptık, birçoğumuz okuyamadı, üniversiteyi bitiremedi. Çocuklarımız okusun, okurken daha donanımlı olsun diye bakarken, çalıştıramadık da çocukları. Bizden de biraz kopuk büyüdüler. Bu sefer onlar bizim hayatımıza ortak olamadılar. Bunlar bizim sadece rahat hayatlarımıza ortak oldular. Bizim neslimiz de ben çocuğumu çalıştırdım, çok iyi yetiştirdim diyebilecek kişi sayısı yüzde 1 yoktur. Genel olarak bakıyorum bütün sanayicilerin çocukları aynı durumda. Ortalama 30 yaşından sonra başlıyorlar çalışmaya. 30 yaşına kadar verim yok.

Kahraman var taklidi yok
O çocuklar (gençler) hayata hazırlanırken önlerinde bir kahraman olmuyor mu demek istiyorsunuz? Gençlerin ne yapması gerekir?  

Biz çok fazla hata yaptık ama tabii bizim yapmış olduğumuz hatalar dönemimiz itibariyle zaten yapabilecekte fazla bir şey yoktu. Örnek alacağımız insanlar yoktu. Şimdi dönemin çocuklarının önünde o kadar çok örnek var ki. Yeter ki hata yapmak istemesin. Çocuklar büyükleri dinlemektense hâlâ büyüklerimiz bilmiyor, biz daha iyi biliyoruz mantığı ile yürüyor. 'Ben donanımsızım benim büyüğüm benden donanımlıdır, ben önce bir öğreneyim' düşüncesi yok. İnanılmaz bir özgüvenleri var. Bu boş özgüven ahlaksızlık seviyesine varıyor bazen. Gerçek özgüven olsa tamam da ahlaksızlık boyutuna ulaşan özgüvenleri var çocuklarımızın ne yazık ki. Gençler doğru kahramanı bulsa da o kahramanı taklit bile etmiyor.

Peki sizin kahramanınız kimdi? 
Bana ön ayak olan ağabeyim vardı. Çok donanımlı birisiydi. Abimin peşinden gidince hata yapma şansım olmadı. Abim çok ahlaklı, dürüst, 7 yaşından beri ticaretin içinde büyümüş birisiydi. O da babamın yanında yetişmiş. Dolayısıyla hatamız çok fazla olmadı. Bugün şu işi yapalım para kazanalım, şunu yapalım gibi hiçbir şeyimiz olmadı. 41 önce ne isek o yolda devam ediyoruz.

Biraz da federasyondan ve geçmişinden bahsedelim...
1994 yılında İstanbul 3. Bölge çok fazla gelişmemişti. Ama birkaç tane sanayici bir araya gelip 3. Bölge Sanayiciler Derneği adı altında bir oluşuma gittiler. Daha sonra be dernek 2004 yılında federasyonlaştırılıyor. Bakıyorlar ki Beylikdüzü, Hadımköy, Çatalca, Esenyurt, gibi dermekler çoğalınca beş tanesi bir araya gelip bir federasyon kuruyor. Trakya'da İSİFED kurulması gerekiyordu...

Sanayiciler belediyelerden eskisi gibi korkmuyor
Peki sanayicilerin sorunları neler bu sorunların çözülmesine ne derece katkı sağlayabiliyorsunuz?
Sanayicilerin kendi problemleri, bölgesel problemleri bir de ulusal problemleri var. Kendi problemlerimizde öncelik ekonomik olmasıdır. Bölgesel olarak imar problemlerimiz var. Binayı yaparken çok fazla hesap etmeyiz. Yoktur, yoktan gelince sanayici bazı şeyleri yanlış yapar binasını yaparken belediye ile problemleri olur. Belediyelerle ilgili sıkıntılarını çözmekte geçmişten kalan bir korku vardır sanayicilerde. Belediyeye gidersek acaba nasıl karşılanırız diye. 2000 yılı öncesinde belediyelerden içeri giremezdiniz. Oradaki çalışanların bazıları insanlara hakaret bile ederlerdi. Yanında 500-1000 kişi çalıştıran bir sanayici belediyeden içeri girerken desturla girerdi. Kaldı ki fabrikalarımıza belediye zabıtaları gelip hakaretler yağdırıp giderlerdi o dönemlerde. O korku hala sanayicilerimizin çoğunluğunda vardır. Dolayısıyla belediyelere giderken nasıl karşılanır acaba diye sordukları zaman biz kolaylıkla çözebiliyoruz. Belediyelerin içlerinin artık böyle olmadığını hangi partiden olursa olsun belediyeler kendilerini oldukça yenilediler. İnsanlara, sanayiciye yaklaşımları değişti. Sorun çözmeye odaklı hale geldiler. Çünkü onların da aralarında bir rekabet söz konusu. Şimdi bir problemleri oldukları zaman bize geliyorlar, o problemi çözmekte zorlanmıyoruz. Çünkü kişisel olarak başvurduğunuzda geri dönüşü geç olabiliyor bakanlıklardan. Ancak derneklere hemen geri dönüyorlar. Özellikle bir federasyonsanız bunun adı İstanbul ise bu çok daha önemli. Türkiye'nin en önemli federasyonlarından bir tanesi. Saatler geçmeden cevap alabiliyorsunuz. Federasyonun ve bir derneğin içinde bulunmanın çok avantajı var.

Para harcamaya zamanımız yok
ÜSanayiciler normal şartlarda yaşayan vatandaşlardan daha mı rahat yaşar genel kanı böyle, siz ne düşünüyorsunuz?
İstanbul'da üretmek çok ağır. Bir sanayicinin gelir düzeyinin daha iyi olması demek bir çalışanından daha iyi yaşadığı anlamına gelmiyor. Çok fazla para harcayacak zamanı olmaz çünkü. Ancak İstanbul'da üretmek gerçekten zor. Öncelikle İstanbul'daki işçilikler Anadolu'nun iki misline yakın, aynı olamaz. Çalışan geçinemez başka çaresi yok. Anadolu'da çok iyi biliyoruz ki asgari ücretten gösterilmesine rağmen adamdan para geri alınıyor. Asgari ücret gösteriliyor ama asgari ücret verilmiyor. Mühendisler bile doğuda hâlâ asgari ücret alıyor. İstanbul'da böyle bir şey yok. Doğu'da Orta Anadolu'da da bu böyle yani maaşlar çok düşük. İstanbul'da en az yüzde 50 üzerindedir ve ondan başlar. Burada tabii elektriği de pahalı. Sadece işçilik olarak bakmayın. İstanbul içerisinde başka bir ilde tek araçla işinizi görecekken burada üç araç bulundurmak zorundasınız, çıkan araç İstanbul'un merkezine bir ambarlara gelip gideyim derse o günü gidiyor.

Hiç avantajı yok mu?
Hemen hemen her gün her sanayicinin 1 ila 3 kamyon arası malı oluyor ambara gidecek. Öyle olunca da üç misli haber bulunduruyorsunuz. İstanbul'da maliyetlerin çok yüksek oluşu. Fakat Avrupa'ya yakın oluşu bir de bazı hammaddeyle ve makine ekipmanlarına daha çabuk ulaşabilmemiz açısından da avantajlarımız var. Mecburen İstanbul'dayız. Hammeddeye ulaşımda veya makine parçaları bozulduğunda çözebileceğim bir şey olsa daha çabuk ulaşabilmemiz açısından da avantajlarımız var. Mecburen İstanbul'dayız.

İstanbul'da değil Marmara Bölgesi'nin başka yerinde de fabrikamı kurabilirim.
O zaman basit olarak soralım sanayici ne durumda? 

Sanayici son dönemlerde aşırı bunaldı, borçlarını kapatıp fabrikayı kapatmak istiyor. Şu anda birçoğunun aklında bu var. Ancak borcunu kapattıktan sonra bu sefer o fikri değişiyor. Devam edeyim diyor. Ama çok fazla borcu var sanayicinin. Türkiye'den kaynaklanan problemlerimiz de var yurtdışından kaynaklanan problemlerimiz de var. Dünya üzerinize geldiği sürece Türkiye'de sanayicinin satış oranı karlılığı da düşmeye başlıyor. Doğu'da savaşıyorsunuz Suriye'de Irak'ta problemler çoğalıyor. Çoğaldıkça da sanayici artık bıktı, yıldı üretmemek ve bırakmak istiyor. Son 3-4 yıldır sanayici sayısı geri gitmeye başladı. Yenisi eklenmiyor artık. Eskiden hızlı bir şekilde artardık şimdi artış oranı yok. Neredeyse geriliyoruz. Sebebi de üretmek gerçekten zor, üretirken de para kazanılamadığı için bırakıyorlar. Sanayici artık kurtulsam borçlardan da fabrikayı kiraya versem, ancak fabrikayı kimle kiraya vereceksin. Yeni sanayici yok ki.

Hükûmet çözümler üretmeli
Sanayicinin yılmaması ve yeni sanayicilerin varolması için hükûmetin ne yapması gerekiyor?

Hükûmet maddi destek veriyor, psikolojik destek veriyor ama bizim aslında derdimiz destek değil. Sanayici kesinlikle destek istemiyor. Derler ya köstek olunmasın yeter. E-Haciz uygulaması başladı. Sanayici parası olsa zaten ödeyecek bunu. Parası olmadığı için ödeyemiyor. E hacizden ziyade gelip karşılığında bir teminat mektubu veya ipotek alarak sanayiyi durdurmadan devam ettirse o fabrikayı, daha doğru bir çözüm olacak. Bizim derdimiz destek değil. Yeter ki daha anlayışlı ve problemlerimize çok sert karşılık vermesin devlet. Başka bir beklentimiz yok.

Sanayici borçlu
Sanayici cephesinden baktık hep peki çalışanlar ne durumda? Çalışanların sorunları için sanayici ne yapıyor?

İşçilerin özlük hakları oldukça iyi fakat sert artık. İşçinin bütün özlük haklarını veriyorsunuz. Dönüyor bir avukatla yine geliyor yine sizi mahkemeye veriyor. Her hakkını vermenize rağmen. Çünkü bir açığınız vardır. Tam olamıyor, fabrikalar. Başka bir yerden bir şey buluyor ama bu kadarını verdi. İki tane şahit buluyor geliyor. Olmayan bir parayı tekrar senden alıyor. Alırken ise bir de üstelik cezaları ile birlikte ağır bir şekilde alıyor. Bildiğim kadarıyla işçilerle patronlar arasında Uzlaşma Komisyonu kurmaya çalışıyor devletimiz. Bunu başlatırlarsa belki çözülür. Ama bugün mahkemeye düştüğünüzde direk hakim size şöyle bakıyor. Sen de zaten para var diyor. Gariban işçinin neyi var diyor almış 2000 TL maaş 20, 30, 50 bin TL ver oğlum ne olacak! Öyle ama adam zaten borçlu. Bugün 10-20 kişi çalıştıran bir işyerinin en az 500 bin TL – 1 milyon TL borcu vardır. İstanbul sanayisinin yaklaşık yüzde 67'sinin öz sermayesinden fazla borcu var. Şimdi böyle baktığınız zaman zaten benim öz varlığımdan çok borcum varsa daha da üzerime gelinirse batarım. Kurtulmaya çalışıyor zaten herkes. Sanayicinin yüzde 60'ından fazlası bu durumda. Devlet alacaklarını mutlaka almalı. Ancak sanayiciyi bitirmeden almalı. Sanayiciye farklı bakıp biz her şeyi zamanında öderken bir diğeri ödemiyorsa o kişininde aynı yere konmasını istemiyoruz. Buda doğru değil. Çünkü hepimizin rakibi var. Ben her şeyimi tam zamanında öderken benim rakibimin sigortasız işçisi var, ucuz işgücü olsun diye çok sayıda yabancı çalıştırıyor. Bir taraftan da vergisini ödemiyor. Ben o adamla zaten rekabet edemem. Dolayısıyla herkesten alacağını alsın ancak batırmadan, bitirmeden.

Peki ne olacak? Sanayici borçlu, işci borçlu, belki de hakkını arayanlara hak hukuk dağıtan hakim de borçlu... 
Bu tamamen ülkenin gerçekleri ile örtüşüyor. Ülkede ilk önce sanayinin hızlanması lazım. Bankadan faiz lobisinden kurtulmamız lazım. Ekonomi Bakanlığı vergi koyuyor. Yurtdışından gelen mallara, özellikle Çin'den geliyorsa. Ekonomi bakanımız Nihat Zeybekci ile yaptığımız görüşmede söylemiştim. Biz bunun önüne geçeceğiz diye. Oldukça da iyi gidiyor gördüğümüz kadarıyla biz sanayici olarak bundan mutluyuz. Biz Türkiye'de kaliteli mal üretiyoruz. İşcimiz buna uygun değil. Genlerimizde buna uygun değil, yurtdışından gelen kalitesi düşük mallar bizi aşağıya çekiyordu. Şu anda bunun önüne geçilmiş gibi görülüyor. Kalite arttıkça çok daha rahat ihracaat yapabilir duruma geldik. 

Üniversite zorlaştırılmalı
Türkiye'de kimse üretmekten vazgeçmesin. Ürettiklerimizi çocuklarımıza bırakalım. Türkiye'de ara eleman ihtiyacı var. Herkesin gönlünde yatan bir meslek var ama  beyaz yakalı kesim işsiz. Her mahallede bir üniversite var. Ama bunlar gerçekten üniversite değil. Tahtada bir şey gösteriyorlar burada eğitim aldın 3000 TL maaş alırsın diye pohpohluyorlar. 5 sene sonra çocuk işsiz kalıyor, hayata tutunmakta zorlanıyor. Üniversite zorlaştırılmalı. Okurken çalışmalı çocuklarımız. MEB planlama yapmalı, daha fazla üniversite açılmamalı.

ABD başımıza çorap örecek
Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeli mi, girmemeli mi?
AB'ye girsek ne olacak girmesek ne olacak. Yunanistan girdi battı. AB bizi ekonomik değil de kültürel olarak ileri götürür. Zaten Gümrük Birliği var. Vize almadan sanayici gidip gelebiliyorsa bu yeterli. Öğretmen vize almadan gidebiliyorsa, sanayicinin suçu ne diye düşünmek lazım. Öğretmenlerimize saygımız sonsuz ama sanayici de gidebilmeli...

ABD ile ortaya çıkan vize krizi ile ilgili neler düşünüyorsunuz?
Bizim açımızdan götürüsü daha çok. Vize olur yarın ekonomik ambargo. Ortada bir gerçek var ki, ABD'nin vizeyi koymasının en büyük kaynağı bizim Suriye'de ve Irak'ta olmamızdır. Dolayısıyla devlet olarak buradan geri adım atmamız kolay değil. Bırakın bunu mümkün değil. Biz sanayici olarak Amerika'ya mal satmayalım tamam. Ama biz Suriye'de ki, Irakta'ki problemleri çözmezsek ABD bizim başımıza iyi bir çorap örecek. 
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.