Oğlumu annesiz bırakamazdım!

Zeynep Yazıcı

Zeynep Yazıcı



Nezahat Göçmen 30 Eylül 2017, 08:17

Genç yaşta yakalandığı kanseri, hayata tutunarak yenen Zeynep Yazıcı “Büyük bir savaştan başarıyla çıktım” diyor. Kanserle mücadelesini anlatan Yazıcı, “Her anne gibi ben de çocuğumun büyüdüğünü görmek istedim. Onu bu yaşında bensiz bırakamazdım. Çok fazla hayallerimiz var. Hayallerimizi gerçekleştirmeden asla vazgeçemezdim” sözleriyle kararlılığını ortaya koyuyor.

Zeynep Yazıcı... Genç bir kadın, bir anne. Kanser olduğunu öğrendiği gün savaşmaya karar veriyor. İşte bu genç kadının kansere karşı verdiği mücadele ve hayat aşkı...

İlk olarak bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
1977 Ankara doğumluyum. Ressam ve yazarım. Babamım mesleğinden dolayı Türkiye’nin birçok ilinde büyümek zorunda kaldım, çocukluğum Ankara, Erzincan, Artvin ve Niğde'de geçti. Farklı kültürleri içimde barındırma şansına sahip oldum. Niğde Üniversitesi İnşaat bölümü mezunuyum. Yurtiçi ve yurt dışı inşaat alt yapı işlerinin teknik kısmında yer aldım. 20’li yaşlarım şantiyelerde geçti diyebilirim. 24 yaşımda evlendim, 30 yaşında anne oldum,10 yaşında muhteşem bir oğlum var. Kendisi çok başarılı bir çocuk oyuncudur. Eşim de mühendis sürekli yurtdışında şantiyelerde çalışıyor, şuan Arabistan Mekke'de büyük bir projenin başında, bu sektörde olanlar beni çok iyi anlayabilirler, yakın ama uzak, birlikte ama yalnız, tüm bunlara rağmen mutlu bir evliliğiniz oluyor, tek hayatınız çocuğunuz ve sanatınız oluveriyor, yapılacak bir şey yok maalesef bu bizim işimiz. 8 yıldır da profesyonel anlamda resim yapıyorum. Sergiler açıyorum, mekânlara göre eserler çalışıyorum.

zeynep yazıcı

Vücudundaki isyan neydi?
Benim için herhangi bir gündü, rutin elle muayene ediyordum göğsümü, sağ göğsümde minnancık sertlik hissettim. Vücutlumu iyi tanıyorum orada olmamalıydı. Doktora gittim, genel cerrah "Telaşlanacak bir şey yok, yağ kitlesi” dedi. Elle muayene etti ve bu sonuca vardı. İkna olmamıştım ama karşındaki bir profesördü ne haddime ondan daha iyi bilecek değildim. Kapıdan çıkarken iliştirdi lafının arkasına "Çok kafana takacaksan, al bir yansılanım randevusu." Aslında çok çabuk ikna olan ve herkesin kendim gibi işini en iyi şekilde yaptığını düşünen biriyim. Ama belki de ilk kez karşımdakine güvenmemiştim. Randevumu aldım neredeyse 2 ay sonrasına verdiler. O gün geldiğinde oğlumun seti vardı ve randevumu kaçırdım. Yine sıradan bir gün yaşarken özel bir hastanenin önünden geçiyordum, fazla değil iki yâ da üç gün sonra, ani bir fren hemen park et ve içindeki ses yansılanıma git diyordu. İnanın hastaneye girerken ne şikâyetim olduğunu bile ifade edemedim. Yağ bezem meğer minik bir kitleymiş, meğer bu kitlede benim kanserimmiş. Açıkçası çevremde bu hastalığı yaşayan yoktu, çok tecrübesizdim. Aynı gün mahallemizin muhtarı Türkan Hanıma uğradım, elimde sonuçlarla hiç etkilenmemiştim. Sohbet ederken 'Elindekiler nedir?' dedi. 'Bilmem göğsümde bir kitle varmış kötü huylu bir şey sanırım' dedim. Türkan Hanım telaşlandı bana çok da anlamlı gelmiyordu. Hastaneden aradılar. Eski sonuçlarla birlikte doktoruma gitmek için. Hayatımın en zor dakikalarında,bana ve hastalığıma ışık olan o telefon geldi.

Savaşı kazanmak için seni kucaklayan muhteşem ekibinden bahseder misin?
Hiç tanımadığım bir bayan, Türkan Hanımın arkadaşı aradı biraz sohbet ettiler ve Türkan Hanım ekledi 'Yanımda çok sevdiğim bir dostum var simdi sonuçlar elinde göğsünden şüpheleniyorlar.'  O anda telefondaki bayan beni istedi. Karşımda çaresiz bir anne vardı, çok etkilenmiştim vücudumdaki isyanın o kadar da hafife alınmayacağının sinyalini veriyordu bana. Hemen o ismi aradım hayatımda gerçekten iyi ki seni buldum diyebileceğim görüntüleme uzmanı muhteşem kadın Işıl Soygur. Hemen aradım randevu aldım, aynı gün saatlerce milim milim baktı inceledi ve güzelce anlattı. Bana öyle bir hikâye şeklinde anlattı ki vücudumda göğüs bölgemde bir ustan çıktığını ve savaş açmaya hazırlandığını, bunun iyi olmadığını ve bir yol haritasına ihtiyacım olduğunu söyledi ve o haritayı çizdi. Önce iyi bir cerrah profesör doktor Ekmel Tezel’, onkolog Prof. Dr. İbrahim Tek işte benim savaşımın üç önemli ismi ve ben! Ekibimizi kurduk ve savaşımızı kazandık!

Yaşama ait senaryon değiştiğinde gözyaşların hareketlendi mi?
Kanser olduğumu öğrendiğim gün hiçbir şey hissetmedim. Eşim yurtdışından geldi oda çok tepki vermedi, sanki bir oyunun içindeydik, evet çok iyi hatırlıyorum en yakın arkadaşım Şule’nin doğum günüydü ve günlerdir ona sürpriz yapmak için hazırlanıyorduk. Şule ise beni sürekli arayıp “Sonuçlar çıktı mı?”diyordu bense hayır,  dört gün sonra çıkacak; zaten bir şey olduğunu düşünmüyorum diyordum, o kadar sağlıklıydım kendim bile inanamadım kanser olduğuma. Eşimle partiye gittik arkadaşlarımın hepsi durumu biliyordu ama Şule'nin en güzel günüydü mahvedemezdim.  İşte O gün ben ve arkadaşlarım hayatımızın oyunculuğunu sergiledik hiç eğlenmediğim kadar eğlendim... Size çok samimi bir şey söyleyeceğim. Ne eşime ne oğluma bunu nasıl söylerim diye düşünmedim. Ama iş annenize ve babanıza nasıl söyleyeceğinize gelince işte o zaman başınızın gerçekten büyük bir dertte olduğunuzu hissediyorsunuz. Evin tek kızıyım bir tane erkek kardeşim var, öyle bir bağ var ki anne, baba ve çocuklar arasında sıradan bir bağ değil. Annem ve babam Niğde’de yasıyorlar, Nasıl söylersiniz bir anneye, bir babaya? Kanserim nasıl demeliyim? Hayatımın en zor sınavı işte o andı annem hemşire emeklisi her şeyin ne olduğunu ve nasıl bir süreç olduğunu çok iyi bilen biri, babam Ziraat Yüksek Mühendisi bu insanları kandıramazsınız da, zordu çok zor sanırım onların hissettiklerini gözyaşlarını bahçedeki ağaçlara sormak lazım, Allah kimseyi evladıyla sınamasın güç versin diyelim.

Hayatın anlamı
İnanın hayata bir anlam yüklemeye çalışmıyorum, sadece geçirmemiz gereken bir süreç. Bir koridor düşünün uzun ya da kısa, sizin duvarlarınız. Duvarın uzunluğu kısalığı çok fark etmiyor. Fark eden tek şey astığınız resimler. Hayat benim için o duvara hep en kalıcı ve güzel resimleri asmak demek. Her canlı gibi bir gün bu dünyadan gideceğim ama arkamdan adımı yaşatmak için yazdığım kitapla, çizdiğim resimlerle yetiştirdiğim evladımla benim için hayatın anlamı son nefesimi verirken 'evet yaşadım ve yaşadığıma dair çok delilim var' demek.

Her sabah uyandığında beynini kemiren soru neydi?
Ben sanatçıyım bu durum karşısında karmakarışıktı aklım tek düşündüğüm bu sürecin bana bir armağan olduğu ve bu süreçte ne yapabilirim? Her sabah uyandığımda bugünüm de dünüm gibi hiçbir şey üretmeden geçemez yap artık bir şeyler sen sanatçısın demek oluyordu.

Saçlarını kestirdin, kaşların döküldü? Dibe vuruş değil, sanki aydınlığa koştun. Kabulleniş miydi?
Kesinlikle savaşı kabul edip savaş açmak zorundaydım. Başka şansım olduğunu da düşünmüyordum. Hayatımın filmi ve kitabı bana ışık olmuştu "Dokuz Peruklu Kız" 20’ li yaşlarda akciğer kanseri olan Sofia’nın hayatıydı. Bu süreci dokuz ayrı peruk ve içinde yaşattığı karakterlerle geçirmişti. Dokuz tane olmasa da ben de yedi  tane peruk almıştım. Aslında başıma gelen kötü olayları lehime çevirmekte üzerime yoktur. Saçlarım döküldü ama yedi faklı saçım oldu, kirpiklerimde döküldü ama takma kirpiklerim vardı, rengim soldu allığım vardı, önemli olan ruhumun hastalanmamasıydı, kendimce bir çözüm bulmuştum ve kolay atlattım.

zeynep yazıcı

Ölüp kurtulmak mı yoksa savaşmak mı?
Kanser hayatımı ele geçirse de onu güzel ya da en azından tamamen kötü olmayan bir şeye dönüştürme gücüne sahiptim,bunu peruklarımdan öğrendim. Benim hikâyemde dram olmadan biraz eğlenmek isteyen bir kız vardı, sabah uyandığımda gece gözümde yaşlarla uykuya daldığımda, kanserim her zaman oradaydı ama peruklarım sayesinde "Artık sıra bende kanser, bu gece yine görüşeceğiz. Şimdi dışarı çıkıp hayatımı yaşayacağım” dedim, onların sayısı artıyordu en derin çaresizliğimiz de zihnimize sığınıp huzur bulabileceğimize içtenlikle inanıyorum gerçeklerden kaçmaya çalıştığımı düşünebilirsiniz ama bu inancın bana yardım ettiğini biliyorum. Başka çarem olamazdı, benim bir çocuğum var, hayatıma farklı renkler de olsa eskisi gibi saçlarımla devam 
etmeliydim.

Kendine sarıldın, sevdiklerine sarıldın, hayata bağlılığının artarak devam etti. Bunu nasıl başardın?
Belki klasik olacak ama ben hayatı seviyorum. Her anne gibi ben de çocuğumun büyüdüğünü görmek istedim, Onu bu yaşında bensiz bırakamazdım çok fazla hayallerimiz var, onları gerçekleştirmeden asla vazgeçemezdim. Sevdiklerime, dostlarıma, anneme, babama, kardeşime, eşime ve oğluma bunu yapamazdım. İnsan çaresiz olunca asılıyor hiç asılmadığı kadar.

Tüm enerjini toparlayıp, yaşama  aktardın. Neler söylemek istersin? 
Her şey gerçek yazdığım bütün kelimeler,çizdiğim bütün resimler, döktüğüm bütün gözyaşları, çektiğim bütün acılar. Bütün peruklar kafatasımdan zahmetsizce kopan saçlar, bütün keltoşlar, 
Kendi kel kafam, sol kolumdaki mahvolmuş damarlarım hepsi gerçek 'Ben gerçeğim.' Bana ikinci bir şans verildi ve yeniden yaşamak için sabırsızlanıyorum!

Geçmişle yüzleşeceksin‘kanserden Korkma' videonu izledim. Oldukça etkileyici. En çok izlenen video çekimi nasıl yapıldı. Kim yaptı?
Ben bir şey yapmadım ki sadece arkadaşım Fatih mesaj attı "Zeyno Kalben’in şarkıları bomba" dedi. Sevgili Kalben "Haydi Söyle' şarkısına kattığı yorumu çok beğeniyorum, ama albümün diğer şarkılarını dinlememiştim. Dışardan gelmiştim yine dünya güzeli Zeynep’tim,ama evde gerçeğime dönmem gerekiyordu banyoda makyajımı silmeye başladım o sırada o şarkı çaldı işte. Şarkının sözleri ruhuma işliyordu, sanki biri kafamdaki Derya’nın, Yasemin’in, Hatice Teyzenin, adını bile bilmediğim kadınların saçlarından yapılan peruğu bana hatırlatırcasına soruyordu 'Saçlar, bu kimin saçlar' diyordu. Dedim ya hiç bir şey yapmadım diye şarkı çalarken geçmişimden bu günüme döndüm sadece. Aynaya bakmaktan hiç korkmadım ve bunu tüm dünyaya gösterdim. Sadece bu yaptığım, kendi kendimi şarkıyı dinlerken ve rutin makyajımı silerken çektim. Geçmişle yüzleşmeden geleceğe yüzünü dönemezsin!anlattığım buydu.

Yalnız bir gece
Eski hayatımıza devam ediyorduk tamam futbol oynayamıyorduk koşamıyorduk belki ama bütün sosyal aktivitelerinizi yerine getiriyorduk. Resim yapıyordum şarkı söylüyordum eğleniyorduk, sonra bir gün bir teklif geldi ikimize de, sevgili Gürbüz Morkoç un ‘Yalnız Bir Gece’ adlı klibinde ona eşlik etmemi istemişlerdi, Ben kemoterapi alan saçları olmayan bir kadını oynayacaktım, aslında kısacası kendi halimi oynayacaktım ve oğlum da bu annenin çocuğunu oynayacaktı. Hiçbir fark yoktu bizim hayatımızdı. Bu klip oğluma çok iyi gelmişti, git gide hastalığım onun için sıradanlaştı, çok normal bir hal aldı, onunla televizyon programlarına katıldık, gazetecilerin biri geliyordu biri gidiyordu. Eski popüler hayatımıza geri dönmüştük. Güçlü annenin güçlü çocuğu deniliyordu ve bu yakıştırma onun çok hoşuna gidiyordu kendini gazetelerde ekranlarda görmek, zaten benim oğlum küçük oyuncuydu, Ankara'nın minik yıldızıydı.  Şu anda kendisi Abdülhamit Payitaht dizisinin minik oyuncusu. Eee ben söylemiştim o benim hayallerimdi.  Şu bir gerçek ki bu hastalık oğluma da bana da inanılmaz bir tecrübeydi. O bir çocuk olarak ne kadar güçlü olduğunu ben de bir kadın olarak ne kadar güçlü olduğunu ispatladım. Bir çocuk için o kadar zor bir şey ki dünya güzeli olarak gördüğü annesinin bir anda bambaşka bir kadına dönüşmesi. Onunla şu ana kadar ve bundan sonra da gurur duyuyorum.
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.