Ordu – Hükümet İlişkileri 2002 – 2007 dönemi


Tuncer Dağ

Tuncer Dağ

05 Aralık 2016, 23:11

2002 seçimleriyle Türkiye yeni bir döneme girmişti  TSK için AK Parti İslami kökenleri olan laiklik için tehlike arz eden bir partiden kopmuştur anlayışının yaygınlaştırılması TSK nin Laik ve Kemalist çevre tarafında sempati ile bakılan ve kurtarıcı gözü ile bakılan bir kurum haline gelmişti. Kamuoyu araştırmaları TSK ne en fazla güven duyulan kurumlar arasında ilk sırada yer aldığını gösteriyordu.

Ak Parti ilk yıllarında laiklik ve Kemalizme karşı açıkta olmasa da karşı olduğunu söylemeye çalışıyordu. Orduda güçlü bir tepki yaratıldığında geri çekiliyordu. TSK da laikliğin ve Kemalist düşünceyi korumaya çalışıyor fakat siyasete doğrudan müdahaleden kaçınıyordu. Her iki tarafın da bir gözü AB ve üyelik sürecindeki ilerlemeydi.  Ak Parti AB Uyum yasaları ışığında TSK lerinin yetki ve sorumluluk alanını kısıtlamayı hedefliyordu.

AB müzakerelerinin başlaması ve AK Partinin izleyen seçimleri de kazanması ile TSK lerine karşı daha cesaretli olmaya başladı. Böylece ordunun siyaset üzerinde kurduğu baskın rol yerini yeni bir denge arayışına itmişti. Bu yeni dengede tek partili bir hükümet iradesinin ordu karşısında inisiyatifi daha fazla ele alma olanağı yaratmıştı.

2002’den 2006 yılının sonuna kadar, ordu laikliğin ve üniter devletin korunması gibi konularda hükümete baskı yapmayı sürdürürken, hükümetin meşruiyetini ve tartışmalı konularda bile politika belirlemenin hükümetin yetkisinde olduğunu kabul ettiği dönemdi.

2002 – 2006 döneminde Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök hükümeti ile  uzlaşmacı bir tutum sergiledi. Ordu  ile hükümet ilişkilerinin ılımlı havaya girmesi ile ordu içerisinde rahatsızlıklar baş gösterdi. Bu rahatsızlıklar alenen olmasa da zaman zaman çeşitli aşamalarda kendini belli ettiriyordu.

2005 yılında Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başlaması, hükümet ile ordu arasındaki ilişkilerin seyrine doğrudan etki eden bir unsur olmuş, sivil siyasetin kurumsallaşması yönünde hükümetin elini güçlendirmişti. Hükümet, ordu ile olan ilişkilerini  yeniden düzenlemek amacıyla da AB ile müzakerelere yoğunlaşırken, ordunun bu süreçte AB’den duyduğu kuşku artmış, ordu içinde yeni yönelim arayışları hız kazanmıştı. Dönemin  MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Avrasya Birliği projesini AB de alternatifi olarak lanse etmeye başladı.

2006  yılında Yaşar Büyükanıt, genelkurmay başkanlığı görevini teslim alırken yapmış olduğu konuşmada cumhuriyetin temel ilkelerini ve laikliği korumanın ordunun görevi olduğunu savunmuştu.

Yaşar Büyükanıt döneminde  2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, ordunun hükümetin cumhurbaşkanı seçme yeterliliği olmadığı düşüncesinden hareket ederek yaptığı müdahaleler hükümetle arasındaki sürtüşmeleri gün yüzüne çıkarmıştır.

Laiklik ve Kemalist düşüncenin savunucusu olan birçok kesim Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i Laikliğin ve Kemalist düşüncenin sigortası olarak görüyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolmasıyla laiklik ilkesinin zarar göreceğini düşünenler Sezer yerine, Erdoğan ya da Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıkmışlardır. Özellikle bu konuda ordu ile benzer tavrı benimseyen sivil toplum örgütleri, Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde cumhuriyet mitingleri adında kitlesel gösteriler düzenleyip sürece etkide bulunmaya çalışmışlardır. Ayrıca  kamusal alanda türbanın yer alıp alamayacağına dair pek çok tartışma ve olay yaşanmıştı.

TSK leri 27 Nisan 2007 tarihinde yayınladığı bildiride “Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur”  şeklindeki açıklamasına hükümet kanadında jet hızıyla cevap verildi. Hükümet “Başbakanlığı bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda Hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay Başkanlığı, Hükümet’in emrinde görevleri anayasa ve ilgili yasalarla tayin edilmiş bir kurumdur. Anayasamıza göre Genelkurmay Başkanı, görev yetkilerinden dolayı Başbakan’a sorumludur” dedi. Basın üzerinden yapılan karşılıklı bildiriler ile TSK ile Hükümetin aralarındaki tartışmaları su yüzüne çıkarmıştı.

Ak Parti her geçen gün oy oranını her ne kadar artırıyor ise de Orduyu bir tehlike olarak görüyordu. Ak Parti Hükümeti tüm kurum ve kuruluşlardaki hakimiyeti eline almaya çalıştığında TSK lerine çeki düzen vermek için yoğun bir çalışma içerisine girdiler. 2007 yılı sonrası, ordu ile AK Parti hükümeti arasında gerginlik devam etse bile, komutanların arka planda kalmaları gerektiğini kabul ettikleri dönem oldu. TSK kendisini Cumhuriyetin kurucusu ve Kemalizmin değişmez koruyucusu olarak gördüğü için, AK Parti’ye karşı hep kuşku duymuşlardır.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.