Partili Cumhurbaşkanı


Nusret Yılmazer

Nusret Yılmazer

23 Mayıs 2017, 06:21

Türkiye Cumhurbaşkanı Pazar günü yapılan Olağanüstü kongresinde Ak parti genel başkanlığına seçildi.  Bütün cumhurun, Türkiye’nin başkanı olmuşken, dönüp bu ülkenin yarısına yakınını kapsayan bir partiye genel başkan olmak, partiyi ayakta tutmak için elzem ise, neden bütün Türkiye’yi ayakta tutmak elzem sayılmadı. Elbette partiye genel başkan olmak demek ülkeyi gözden çıkarmayı gerektirmiyor. Ama ülkenin tümünü kucaklama makamındaki biri, ülkenin yarısına özel ihtimam göstermesi anlamına gelir ki bu da doğru değil diye düşünüyorum. 
Türkiye’nin yaşadığı garip referandum sürecinin resmi olarak sonuçlanmasından hemen sonra Cumhurbaşkanı gidip eski partisine üye oldu. Ak Parti’nin 21-5-2017 tarihindeki olağanüstü genel kurulunda da partinin genel başkanlığına seçildi.
Ak Parti’nin kurucu genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Cumhurbaşkanı seçilince kendi yerine belirlediği kişi Ahmet Davutoğlu olmuştu. Ancak orada biraz sular ısındı, kan uyuşmazlığı yaşanmadı ama gerek uygulamada ve gerekse halka karşı duruşta kendisinin istediği tavrı bulamayınca emir verdi ve yapılan olağanüstü kongre ile Ak Parti genel başkanlığına Binali Yıldırım’ı getirdi.
Cumhurbaşkanının yasalarımız gereği tarafsız olması şarttır. Ancak Recep Tayyip Erdoğan tarafsız olmak bir yana, bizatihi Ak Partiyi yöneten olmuştur. İnancı gereği yeminine sadık olması beklenen kesimler, tarafsız kalacaklarına dair yemin ettiler ama tam tersini yaptılar. İnançlı muhafazakar ve mütedeyyin kesimler bunu hiç yadırgamadığı gibi destek oldular. Bunun kendi inançlarına saygısızlık, inandıkları değerlere ters olduğunu akıllarına bile getirmediler. Veya siyaset için her şey mubah diye düşündüler.
Recep Tayyip Erdoğan daha cumhurbaşkanı seçilmeden, “ben alışılmış cumhurbaşkanı olmayacağım” dedi diye, bu uygulamaları doğru bulmak, ahlaklı bulmak doğru olmadığı gibi hukuki de değildi. Çünkü anayasa orta yerde duruyordu ve başta Cumhurbaşkanı olmak üzere herkes ona uymak zorundaydı. Cumhurbaşkanının işine geldiği yerde anayasayı yerden yere vurması, ,işine gelmediği yerde başkalarının anayasaya uymalarını söylemesi, bu doğrultuda uygulamalar yapılması bu muhafazakar ve mütedeyyin insanları hiç rahatsız etmedi.
Kendisi anayasaya uymayınca, anayasayı kendine uydurmayı, Devlet Bahçeli sayesinde beceren Cumhurbaşkanı, bugün Ak Parti’nin genel başkanı olarak Cumhurbaşkanlığı     yapacak.
Anayasa gereği tarafsız olması zorunlu olan bir dönemde tarafsız olmayı beceremeyen, benimsemeyen bir kişi, şimdi taraflılığı belgeli olunca nasıl bir tarafsızlık içinde Cumhurbaşkanlığı yapacak? Bu merak ediliyor diyeceğim ama aslında kimse de merak etmiyor. Yıllardır tanınan, bilinen iş ve işlemlere aynen devam edilecek.
Ancak ülkenin bu kadar kutuplaştığı, yargının bu kadar aleni şekilde hukuki olmaktan çıktığı bir dönemde partili Cumhurbaşkanı bu ülkeye fayda yerine büyük zararlar getirecektir. Evet, bu halkın yarısı Recep Tayyip Erdoğan’ı çok seviyor, benimsiyor. Ancak bir o kadar kişi de aynı kişiye hiç güvenmiyor. Ve bu güvensizlik ülkeyi tehlikeli noktalara taşıyor. Ülkenin yarısının mutsuzluğu, umutsuzluğu her geçen gün artıyor.
Şimdi partili olan cumhurbaşkanı bu güvensizliği, bu mutsuzluğu nasıl giderecek? Cumhurbaşkanı partisine yeniden üye olduğu gün yaptığı açıklamada; “ben partili oldum ama sadece Ak partililerin Cumhurbaşkanı olmayacağım, 80 milyonun Cumhurbaşkanı olmaya devam edeceğim” dedi. Bunu nasıl yapacak?
Kendisine karşı oluşmuş bu güvensizliği ortadan nasıl kaldıracak? Çünkü söylemle eylemin ne kadar farklı olduğunu hep birlikte yaşadık. 
Ülkenin kuruluş döneminde partili cumhurbaşkanlığı vardı. Recep Tayyip Erdoğan da bunu örnek gösteriyor. Ancak o günkü koşullarla bugünkü koşulları aynı değil, en küçük bir benzerlik de yoktur.
O günlerde bu ülke kurtuluş savaşından çıkmıştı. Padişah devleti yıkılmış, yerine Cumhuriyet denen halk idaresi kurulmuştu. Devleti askerler öncülüğünde kurmuştu bu halk. Devlet tepeden örgütleniyordu. Demokrasi için ilk ve tek siyasi parti kurulmuştu. Devleti kuranlar bu partinin üyesiydi. Yani mecburi bir partililik vardı. Cumhuriyet geliştikçe başka partiler kuruldu ve partisiz Cumhurbaşkanlığına geçildi. Şimdi 70 yıl sonra başa dönüyoruz. Üstelik o günkü partili sistemden bu kadar şikayet edenler tarafından. Ne için? Hangi ihtiyaca istinaden? Buradan nereye varmak istiyoruz?
Partili Cumhurbaşkanlığı şu anda bu ülkenin yararına değildir. Hiçbir ihtiyaçtan doğmamıştır. AK Parti dağılmasın, sonu ANAP gibi olmasın diye Recep Tayyip Erdoğan, zaten hiç bırakmadığı partinin dümenine geçmek istemiştir. Eğer ülke yeniden kalkınma sürecine girecekse, eğer ülkenin gelişimi daha önemli ise AK Parti’nin geleceği değil, ülkenin geleceği için çalışmak, toparlayıcı olmak gerekir. Ülkeyi muasır medeniyete taşımak gerekir. Ülkenin geri gittiği bir süreçte AK Parti dağılmasa ne olur? Mesele parti değil, ülke olmalıdır. Hele bu kadar siyasi gerginlik var iken daha büyük düşünebilmeli, daha büyük hedeflere kilitlen ilmelidir. 
Bunu Ak Partililer de görmeli ve gereğini yapmalıdırlar. Ülke yoksa hiçbir parti de kalmaz. Partili Cumhurbaşkanı şu anda ülkenin kurtuluşu değil, sonunu hazırlar.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.