Referandum sonrası birkaç değerlendirme


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

18 Nisan 2017, 07:27

1) %51Hayır, %49Evet çıkar dediğim tahminimde (tahminim, referandum öncesi kayıt altındadır) yanıldım! Tersi oldu.
2) Referandum oylamasına katılım oranını (%87) birkaç puan düşük görüyorum. Geçmiş referandum oylamaları üzerinden baktığımızda da bunun (istenir değil) gerekir oranı %90-91 gibi olmalıydı. Yörelere göre katılım oranına bakmadığım için, bu hususta değerlendirme yapamıyorum. Bu konuda daha çok bölgedeki koşullar nedeniyle ve ayrıca cılız da olsa, bir kısım Kürtlerin boykotçu seslerinden dolayı Kürt seçmenlerin incelenmesi gerektiğini sanıyorum. Bir şey söyleyecek durumda değilim.  
3) Referandum sürecindeki orantısız koşulları, HDP’nin elinin kolunun bağlandığı durumu, oy kullanımında veya sayımındaki olası sorunları, YSK’nın kendi kararını kadük eden son kararını bir tarafa bırakalım. İtirazların belirleyici bir sonuç getireceğini de sanmıyorum. Sonuçta EVET kazanmıştır. Sonuçların resmi olarak kesinleşmesi halinde bu tartışmasız, yasal ve meşru olarak da böyledir. 
4) Evet sonucu için gerekçeler üretmeyi etik bulmuyorum. Bunun yerine referandum sonuçlarının siyasal, sosyolojik değerlendirmeleri yapılarak doğru ve gerçekçi gerekçeler bulunmalıdır.
5) Tam bu noktada bir tespitimi belirtmek istiyorum. Lütfen bunu bir bahane olarak görmeyiniz ve evet sonucuna bir gerekçe üretiyor da değilim. Başta CHP olmak üzere hayır kesimi kampanyalarını belli bir seviyede ve etkili olarak yürütürken CHP’nin Konya milletvekili bir toplantıda cuş-u huruşa gelerek, Samsun’dan girdi, İzmir’den denize döktü! Bu tehlikeli ve itici bir söylemdi. İkincisi, Kılıçdaroğlu ya kendi kararıyla ya da kimler aklını çeldiyse, 15 Temmuz için “Kontrollü Darbe” dedi. Bu da baltayı taşa vuran bir başka ifadeydi! Bir kere zamansızdı! Doğru olsa bile, referanduma bir hafta kala bu iddiada bulunmak, daha baştan iddiaya bumerang etkisi kazandırmak demektir. Üstelik elinde kanıtlar yokken! Bu söylemin haklı olarak bir kısım kararsız AKP’li seçmeni üzerinde olumsuz etkisi olduğunu sanıyorum. 
6) Evet tercihi, anayasa değişikliğinin siyasal savunusundan çok, Erdoğan’a verilmiş oylardır. Erdoğan, beğenelim beğenmeyelim bir lider popülaritesine, karizmasına sahiptir. 
7) Hayır tercihi yapan seçmenler ise, hayır’ı savunan partilere taraf olma ve siyasal aidiyet duygusuyla birlikte hayır’ı tercih etmiş olsa da bu seçmen kitlesinin önemli bir bölümü, anayasa değişikliğinin siyasal içeriklerine bakarak tercihini yapmıştır.
8) Bunun böyle olduğunun en önemli göstergesi ise, sonuçlardır. 1 Kasım 2015 seçimlerinde CHP %25, HDP %11, Saddet Partisi ve diğerleri %1 oranında oy (rakamlar yuvarlatılmıştır) almışlardır. Toplam oran %37’dir. Referandum sonucunda ise bu oran %48,5’a ulaşmıştır. Yüzde 11,5’luk artış nereden gelmiştir? Bu fark, hayır kesiminin anayasa değişikliği hususunda daha fazla hukuki ve siyasi duyarlılık gösterdiğinin bir kanıtıdır.  
9) 51’e 49 olan evet tercihi, bunu savunan siyasi irade için bir Pirus zaferidir! Zafere rağmen toplumda yıkıcılığı daha büyük, etkileri daha sarsıcı bir yapı oluşturmuştur. Kaldı ki toplumdaki bu fay hattı, iktidar tarafından epey bir süre önce oluşturulmuştu.
10) 51’e 49 olan evet tercihi bir Pirus zaferi olurken, tersi çıksaydı, yani 51 hayır, 49 evet çıksaydı, bu da Pirus zaferi olmaz mıydı? Olmazdı, çünkü hayır’ı tercih edenler iktidarda değillerdi. 
11) Sonuç AKP için tatmin edici değil. MHP için hiç değil! AKP ile MHP’nin 1 Kasım seçimlerinde aldıkları toplam oy oranı %61,5. Şimdi evet oy oranı ise %51,3. Neredeyse 10 puanlık bir düşüş var. Bu kaybın yüzde kaçı MHP’den, yüzde kaçı AKP’den gitmiş, tartışılır.
12) Bu oranlar, özellikle AKP açısından olumsuzluk gösterdiği için yeni değerlendirmeleri gerektirmekte. Oranın düşüşü hususunda bir de ne kadar Suriyelinin seçmen yapılarak oy kullandırıldığı hesap edilirse, gerilemenin boyutu da o kadar artar.
13) Pirus zaferi diye nitelendirdiğim bu sonuç, Türkiye’nin gerilim politikaları ile yönetilemeyeceğini bir kez ve belki de son kez gösteriyor. AKP yeni bir politik dil ve tavır geliştirmek zorunda. Bunu yapabilir mi? Bunu yapmasını isterim ama, bilemiyorum, çok zor gözüküyor. Çünkü Erdoğan’ın son yılları müthiş tutarsızlık ve güvensizliklerle dolu.
14) Her parti, bu sonuca bakarak kendi içinde değerlendirmelerde bulunacak. İsterim ki bu değerlendirmeler biçimden çok, partinin politik içeriğine dönük olsun. Böyle olacağını da sanmıyorum.
15)  Bu saatten sonra Erdoğan AKP ile özdeşleşmiştir. Erdoğan demek, iktidar demektir. Erdoğan, seçilmesi için bu oranı yeterli görebilir ama, yönetmek için bu oran yeterli değildir! Hele kompartımanlara bölünmüş ve genel olarak bu referandumda da görüldüğü üzere ortadan ikiye bölünmüş bir toplumu yönetmenin yolu, gerilim ve düşmanlık üreten söylemlerden değil, kapsayıcı, yumuşak ve demokratik söylemlerden geçer. 
16) Uluslararası ilişkilerin iç politikayı bu kadar etkilediği bir dönem (İkinci Dünya Savaşı hariç) yaşandı mı, bilmiyorum. Erdoğan’ın yol haritasının önemli bir oranda dış politikaya (Suriye-ABD-Zarrab davası-Rusya-AB vb.) bağlı olduğunu düşünüyorum. 
17) Önümüzdeki günlerde Erdoğan’ın hangi yolu tercih edeceğini göreceğiz. 
18) Evetçiler elbette sevinecek, hayırcılar da üzülecekler. Bu normal. Ancak biline ki sevinmenin de üzülmenin de öyle uzun boyu yoktur. Yasal anlamda kazanmayı belirleyen bu sonucun toplum siyasasında ne kazananı ne de kaybedeni vardır! Bu husustaki görüşüm, tersi çıksaydı da aynı olurdu. 
19) Sisifos gibi kayayı tepeye taşımaya devam. Galiba ‘ezilenlerin’, ‘kaybedenlerin’ tarihi de böyle bir şey! 
20) Çetin Altan’ın deyimiyle “Enseyi karartmayalım.”     

Bu köşe yazısı 18 Nisan 2017, 07:27 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.