Siyasetin hızı baş döndürüyor


Ayhan Ongun

Ayhan Ongun

11 Ekim 2017, 07:10

Siyaseti ve siyasete dair tüm sosyal, ekonomik, kültürel olayları mümkün olduğunca takip etmeye çalışan biri olarak doğrusu siyasetin hızına yetişemiyorum.
Öyle olunca da bir çok konuyu anlamakta, yorumlamakta inanın çok zorlanıyorum.
Günlük konuşmalarda yanlış sözler telafi edilebilir, değiştirilebilme şansı vardır ama yayınlanan yazılarda bu pek mümkün değil. Öyle olunca da, bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmeyi seven bir toplumda yanlış anlaşılma endişesi hep bir engel olarak önünüzde duruyor.
Hele de değişimi, yenilenmeyi kabullenemeyen sağlı, sollu muhafazakarlar söylediğiniz her farklı düşüncenin ardından sizi döneklikle suçlamaya hazır, bekliyorlarsa!
Oysa sürekli değişen, gelişen ve bir o kadar da çelişen yeni dünyada hepimiz biliriz ki, değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.
Nasıl, düne kadar tek ideolojisi ABD karşıtlığı ya da antiemperyalizm olanlar bugün bir dolu karanlık ABD projelerine alkış tutuyorsa, yaşamı boyunca sosyalist düşünceyi savunmuş devrimciler nasıl bugün mazlum halkları, ülkesini terk etmek zorunda kalmış mültecileri bile potansiyel suçlu gibi görüyorlarsa!
Öte yandan yeni bir dünya hayalini, kendi islami inançları doğrultusunda yorumlayan Müslümanlarda,  küresel dünyada yeniden milliyetçi yaklaşımlarla yeni düşmanlar edinmeye çalışan ırkçılar da değişen dünyanın yeni değişkenlerini anlamakta zorlanıyorlar.
Geçmişten bu güne yönetenlerin temel felsefesi haline gelmiş “ebedi dost, ezeli düşman” tezinin artık dünyada hiçbir karşılığı olmadığını kavrayamayanlardan, kuşkusuz Suriye’de, Irak’ da ya da bir başka ülkede ABD ve Rusya’nın kendi ülke çıkarları için gerektiğinde nasıl işbirliği yaptıklarını anlamalarını bekleyemeyiz.
ABD ile yaşanan vize sorununun yalnızca bir konsolosluk çalışanının tutuklanmasıyla ilgili olduğunu sanmak ne kadar saflık olursa, ABD’nin Türkiye’ye savaş açacağını düşünmek de bir o kadar zorlama bir komplo teorisidir.
Uluslararası ilişkiler tamamen ulusal çıkarlar üzerine kurulu olduğu için taraflar bir satranç oyunu gibi ileriye dönük hamlelerini yapıyorlar. Ellerini güçlendirmek, pazarlık şanslarını artırmak adına yapılan bu hamleler sonunda bir tarafın şah demesi, bir tarafın mat olması gerekmiyor.
Türkiye’nin uzun zamandır sürdürmeye çalıştığı çok yönlü dış politikadan rahatsız olan ABD’ nin derdi; ne kendi vatandaşı bile olmayan konsolosluk çalışanı, ne de Büyükada toplantısında yakalanıp tutuklananlardır. 
Onun tek derdi var.
ABD yi dünyada bir süper güç halinde tutan doların değerini kaybetmemesi ve alternatifsiz olarak tüm dünyada geçerli bir para birimi olarak işlevini sürdürmesidir.
Son zamanlarda Erdoğan’ın Rusya ve İran başta olmak üzere yapılan ikili ticaret anlaşmalarında dolar yerine ülkelerin kendi paralarını kullanmaları kararı ABD yi çileden çıkarmıştır.
 Doların basıldığı ABD Merkez Bankası bizdeki gibi bir devlet kuruluşu değil, şu an dünyayı yöneten üç-beş ailenin ortağı olduğu bir özel kuruluştur. Yani ABD nin doları kurtarmak adına izlediği politikalar ulusal çıkarlar için de değildir.
Eğer mecliste tütün yasası geçerse ABD için Türkiye en vazgeçilmez kadim dost, 1 Mart tezkeresi gibi kimi konularda ABD karşıtı kararlar alırsa da mutlak cezalandırılması gereken bir düşman ülkedir.
Bu gerçek AB için de diğer ülkeler için de geçerlidir.
Ancak geçmişten bu yana halklarımız arasında tarihi ve kültürel bağların bulunduğu kimi dost ülkeler vardır ki, orada ulusal çıkarlardan çok bu duygusal ve tarihi bağlar daha önemli hale gelebilir.
Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkün.
Yoksa, düne kadar kırmızı pasaport verdiğimiz Barzanı’nin bu günkü tavrını, Barzani’yi korumak adına karşımıza aldığımız Irak Merkezi yönetimiyle bugün yaptığımız askeri işbirliğini nasıl izah edebiliriz!
Dış politikada yaşadığımız bu gelgitlerin aynısını iç politikada da yaşıyoruz.
Her gün yeni bir gelişme, her saat değişen bir gündem.
Önemli olan da tüm bu yaşananları içinde bulunduğumuz koşullara, zamanın ruhuna uygun değerlendirebilmek.
Ülkemizin gerek insan potansiyeli, gerekse kaynakları tüm bu sorunların üstesinden gelecek kapasitededir.
Yeter ki, başta siyasetçilerimiz olmak üzere, kendisini bu ülkeye karşı sorumlu hisseden tüm yurttaşlar; birbirimizi anlamaya, dinlemeye, fikirlerimize saygı göstermeye, eşit yurttaşlar olarak barış içinde bir arada yaşamaya ikna olalım.
Yeter ki, toplumda huzurun da, barışın da temelinde insanı sevmek olduğunu görüp, insan ve emek odaklı bir toplumsal yaşamın oluşması için çaba gösterelim.

Bu köşe yazısı 11 Ekim 2017, 07:10 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.