Taşı toprağı altın İstanbul!


Rukiye Karadoğan

Rukiye Karadoğan

31 Ekim 2017, 07:10

Taşına toprağına kurban olduğum, diye başlayan cümlelerden epeydir yoksun kaldı İstanbul. Ne taş kaldı ne toprak, beton oldu her yanı. Elbirliği ile İstanbul’u ucube bir beton yığınına dönüştürdük. Ne pazarlama içeriklerinde olduğu gibi metrobüse 5 dakika, hava limanına 10 dakika gibi bir durum var, ne de kuşların cıvıltısı ile uyanmak sabaha.
   İnsan doğasına  aykırı yaşam alanları, çekilmez trafik, görünmeyen gökyüzü, kapasitesinin çok çok üzerinde insan barındıran ca’nım şehir bu yüke daha ne kadar dayanır bilmem. Bilinen ve görünen ise hangi yanınıza bakarsanız bakın öfleyip poflayan, ezip geçen, bir yerlere yetişmek için akıl almaz manevralar yapan insanların varlığı. 
   Neyse ki, Sayın Cumhurbaşkanımız “Elbirliği ile bu şehre ihanet ettik” dedi de artık herkes konuşur hale geldi. Kim bilir bu dillendirmeler belki bir çözüm üretmeye doğru da evrilir. Umut... Bazılarının “istemiyorsan köyüne dön” dediğini duyar gibiyim. Bazılarının ise 'çilesi ile de seviyorum' dediğini biliyorum.
  Lakin mesele o değil. Yakın geçmişte İstanbul’a pasaport ile girişleri konuşuyorduk. Şimdi ise teşvik ediyoruz. İstanbul’a Anadolu’dan göçü teşvik edecek, albenisi yüksek pazarlama ve cazip fiyatlarla konut teşviki birçok insanı buraya taşımaya devam ediyor. Sınırlarımızın dışından gelenleri saymıyorum bile. Kapasitesinin çok üzerinde konutlaşmanın bu şehre en büyük ihanet olduğunu artık herkes biliyor. Peki kim ihanet etti? Neden ihanet etti? Kim izin verdi? Kim pay aldı? Bu ihanetin bedelini kim ödeyecek? Soruları alabildiğine çoğaltmak mümkün.
   Salt birilerine rant sağlanacak diye bu şehre, bu ihanete rıza gösteren zalimlere insanları geçtim, toprak da hesap soracak, hava da, su da, çiçek de, börtü böcek de..
   İnsan doğasına, mensubu olduğumuzu söylediğimiz medeniyete, kültürümüze,toplumsal yaşam tarzımıza aykırı aptalca yapıların bu şehri ve bu toplumu götürdüğü yer; aile yapımızı, mahalle kültürümüzü, komşuluk ilişkilerimizi tarihin çöplüğüne götürmek. Bunu görmek ve dillendirmek o kadar zor olmasa gerek.
   Şehir  bu yapılarla insanların sinir kat sayısını yükseltmiş hatta insanı vahşileştirmiştir. Gün geçmiyor ki park sorunu, toplu taşımada yer kapma trafikte öncelik, izdiham, önce ben yüzünden kavga olmasın. Dahası bu kavgalar şiddete ve ölümle sonuçlanan vahim tablolara dönüşmesin.
   Sonuç, bir birine saygı duymayan bir toplum, her an bir şiddete maruz kalma korkusu ile yaşamaya çalışan insanlar, psikolojisi darma dağan, etrafında olup biteni fark etmeyen, hep gergin, hep bir kavga modunda bir yığın insan...
   Tarihi yarım adayı ucube ikiz kulelerle mahvettik. Camilerimizin minareleri artık görünmüyor. Surlar o savaş dönemlerinde dövüldüklerinde bu kadar canları acımamıştır. Ve insanların bu şehrin tarihini, kültürünü, medeniyet anlayışını fark edecek mecali de kalmamıştır.
  Ez cümle fiziki olarak alt üst ettiğimiz İstanbul’da ne tarih kaldı ne kültür. Ne de bunun ardına düşen insan.
  Devlet-i Ali’ye’nin yedi düvele hükmettiği ca’nım İstanbul. Belki de artık şairlerimizin şiirleri ile hafızalarımızda diri duracak.
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım...
Necip Fazıl

Dur! bırak, kımıldama, kal biraz öylece n’olurKokun İstanbul gibidir, gözlerin İstanbul gecesi
Nazım Hikmet

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Yahya Kemal

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.