Ya bölüneceğiz ya da yönetim şeklini değiştireceğiz!


Ali Tarakçı

Ali Tarakçı

07 Ekim 2015, 08:27

Pazar günü MHP Avcılar, Pazartesi günü ise HDP Esenyurt ilçe teşkilatlarının milletvekili adaylarıyla beraber düzenledikleri basın toplantısına katıldım. 
Her iki milliyetçi partinin toplantısı ilginçti...
Her iki partinin basın toplantısında seçilmiş milletvekili ve seçilebilecek hiçbir milletvekili adayı yoktu...
Her ki partide oylarının yükseldiğini iddia ediyordu.
Her iki partide 7 Haziran seçimlerine göre daha çok milletvekili çıkaracağını iddia ediyordu.
Her iki partinin de hedefi AK Parti ve Erdoğan'dı...
Her iki partide ülkedeki gidişattan memnun değildi...

****


Ve özellikle HDP Esenyurt Eş Başkanları, PKK'nın daha savaşı başlatmadığını, savunmada olduğunu ve savaşı  başlatırsa büyük şehirlerin cehenneme döneceği imasında bulundu. 
Savaşı kesinlikle PKK'nın değil, devletin -AK Parti- iktidarının başlattığını iddia eden HDP'liler, devletin saldırıları karşısında Kürtlerin öz savunma yaptığını ifade ediyorlardı.
Sadece Güneydoğu'nun değil, Kürtlerin yaşadığı her yerde -Esenyurt örneğini vererek- olağanüstü hal yaşandığını, ne ölümden ne de tutuklanmaktan korkmadıklarını ifade ediyorlardı.
Basın toplantısının en dikkat çeken açıklaması ise, HDP ilçe binalarına saldırılarda özellikle Esenyurt'ta MHP ve ülkücülerin değil AK Partili gençlerin başı çektiği iddiasını dillendiriyorlardı.

****

1 Kasım seçimlerine doğru şiddet artacak...
Terör artıkça ülkenin her iki milliyetçi partisi büyüyecek!
Bu işten kazançlı çıkacak olan AK Parti değil...
Savaşı AK Parti iktidarının baştattığı iddiaları da bir algı operasyonu...

****

Terör ve savaş olmaz ise AK Parti büyüyebilir.
Bunu en çok AK Parti kurmayları bilmektedir.
Aynı zamanda bu ülkenin topraklarında, çözüm süreci denilen barış sürecini tüm risklere rağmen başlatan parti AK Parti.
AK Parti'yi eleştirmek başka birşey, gerçeği söylemek başka birşey...
Bugün çözüm süreci karşıtlığına bakınca, AK Parti'nin nasıl bir risk aldığı ortaya çıkmaktadır.
Onun içindir ki, savaşı AK Parti'nin başlattığını söylemek kocaman bir yalan...
15 Temmuz'da Demokratik halk savaşını ilan ettiğini açıklayan PKK'dır.
Bugün PKK elini tetikten çektiği anda ortalıkta bir savaş kalmayacak, doğal olarak sözde Erdoğan'ın ve devletin başlattığı iddia edilen savaşında bir anlamı kalmayacaktır.
Yapılması gereken açık açık devletin bir savaş politakası var ise, PKK'nın derhal sınır ötesine çekilmesi ve meydanı sivil siyasete terk etmesidir.

****

Bu yapıldığında ancak Türkiye'de siyaset normalleşebilir, sivilleşebilir.
Silahların susmadığı bir ülkede demokratik siyaset yapılamaz...
Siyasetin dili demokratikleşemez, normalleşemez...
Şiddetin hakim olduğu koşullarda siyasetin dilide şiddet içerir... Aynen bugün olduğu gibi...
Çözüm süreci daha şeffaf yürütülmelidir
Bu ülkenin topraklarında daha demokratik, şeffaf ve adil bir çözüm süreci devam ettirilmelidir.
Sadece devlet ve HDP değil, tüm taraflar masaya oturtulmalıdır. Arka planda ise farklı görüşmeler, masadaki görüşmeleri daha zenginleştirebilmek için sürdürülmelidir.
Ülkenin bugünü ve geleceği için bunlar lazım.

****

7 Haziran sonrasında şehitlerin sayısı 150'nin üzerinde...
Devletin açıkladığı rakamlara göre 2000'nin üzerinde PKK'lı öldürülmüş...
Bu çocukların tamamı bu ülkenin çocukları...
Nasıl ki, her şehit verildiğinde bu ülkenin topraklarında Kürt düşmanlığı büyüyor ise, öldürülen her PKK'lı ile beraber de Türk düşmanlığı büyümekte, birlik-beraberlik sürecinden de kopuş başlamaktadır. Bunu görmemek için galiba aklı tatile göndermiş ya da gözümüzü kin-kan bürümüş olması gerekir.

****

Anlayacağınız demokratik siyaset, birliği ve kardeşliği perçinleştirirken, teröre dayalı siyaset ise birlik ve kardeşliği parçalıyor.
Ha demokratik özerklik ha 
demokratik yerel yönetimler!
Siyaset yapanlar, aklı başında olanlar Kürt sorunu ile ilgili radikal önerileri tartışmak zorundadır.
Şayet bu yapılmaz ise, radikal öneriler susturulur ve konuşturulmaz ise şiddete zemin hazırlanır.
Kim ne derse desin, bugün ülkenin gündeminde, yerinden yönetimlerin yaygınlaştırılması ve merkezi devletin yetkilerini yerelle paylaşması almalıdır.
Kürt siyaseti için bunun adı demokratik özerklik, demokratik siyaset için bunun adı merkezi devletin yetkilerinin yerel yönetimlere devretmesidir.
Türkiye bunu sadece Kürt sorunu açısından değil, merkezi devletin otoriter ve ceberrut yüzünün de ortadan kaldırılması, herşeye Ankara'nın karar verdiği yönetim şeklinden de mutlaka vazgeçilmesi için yapmalıdır.

****

Bunun yolu da Türk sistemi bir başkanlık sistemi değil, aksine yerel demokrasinin geliştirildiği, demokratik bir anayasanın hayata geçirilmesidir.
Yerel meclisler yerel parlamentolara, büyükşehir belediye meclisleri de bölgesel parlamentolara dönüştürülmelidir.

****

Bu yapılamaz ise daha çok terörü tartışır, daha çok "şehitler ölmez vatan bölünmez" diyerek sloganlar atarız.
Sloganlar atarken, düşmanlık büyürken, ülke hızla bölünmeye doğru yol alırken bizde hamaset yapmaya devam ederiz.

****

Ya Türkiye 90 yıllık yönetim şeklinden vazgeçerek demokratik bir yönetime geçer ya da daha büyük teröre mağdur kalarak, çocuklarımızı yitirerek ülkeyi bölünmeye doğru taşırız. 

Son söz: 1 Kasım seçimlerine doğru giderken siyasi partilerden böylesine bir çözüm önerisi duyuyor musunuz? Ben duymuyorum... Hamaset devam ediyor... Allah’ın bizi daha büyük belalardan koruması için dua etmekten başka çaremiz yok gibi...
Bu köşe yazısı 07 Ekim 2015, 08:27 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.