En güzel hayaller Çeşme'de gerçekleşir

“Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir” derler ya hani? Kesinlikle çok gezen, çok gezip okuyan diye cevap veririm. Bu seyahatte öğrendiklerim ve duyduklarım sayesinde, kendimi yine tarih sayfalarının içinde buldum. Görüp, okuyunca size de anlatmak farz oldu.

En güzel hayaller Çeşme'de gerçekleşir

En güzel hayaller Çeşme'de gerçekleşir
İlgili Galeriye Git

Sloganı, “En güzel hayaller Çeşme’de gerçekleşir” olan Çeşme ilçesine, bu yıl 8'incisi düzenlenen Alaçatı Ot Festival’ini izlemek üzere ben de gittim. Şimdilik hayallerimi gerçekleştirmek için değil tabii. Bir kaç ay içinde yeniden gideceğim. Hayal kısmına o zaman bakarım artık. Düşlerim için şimdilik Meryem Ana da “hayırlara” vesile, mum yaktım sadece...
***
Ot festivalinden, İzmir’den, Çeşme’den, Şirince’den size anlatacağım çok şey var.
Anlatacaklarım var diyorum ama oradaki kalabalığı görünce, diğer şehirler de hiç kimse kalmamış, herkes buraya akın etmiş, kime ne anlatacağım diye de düşündüm aslında. Daha bir kaç ay öncesinden katılım için turlarda ilanları görmüştüm ama bu kadar kalabalık olacağını cidden hiç düşünmedim.
Kalabalık dedim ama tamamı yerli turistti. Yabancı turist görmedim. Bu sene de turizm açısından tatsız geçecek sanırım. Neyse, festivali anlattıktan sonra, uğradığım diğer yerlerden de bu konuya değineceğim. 
***
Alaçatı, İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı. Burasının eskiden bataklık olabileceğini hayalimde bile canlandıramadım. Değirmenleri, rüzgar sörfüne elverişli plajları ve tarihi taş evleri ile ünlü. O kadar güzel ve huzurlu bir yer ki “insan burda ölmez ya!” diyesin geliyor. Kentsel sit alanı ilan edildiğinden, yüksek katlı binalar yok. Şirin ve şık oteller, lokantalar var. Daracık, arnavut kaldırımlı sokakları var.
İnsanları ege gibi sıcacık, güleryüzlü ve çok kibar. 
Ben galiba Ege’yi çok seviyorum...
***
Gelecek yıl gitmek isteyenler için biraz festivalden bahsedeyim.
Ot festivaline daha önce hiç gitmemiştim. Bir bakayım otun nasıl festivali oluyor dedim ama hayalimin çok gerisinde kaldı. Benim için bu etkinliğe festival demek biraz güç. 
Önce yollardan başlayayım; Festivale olan yoğun ilgiden dolayı, yollarda tuvalet ve yiyecek sıkıntısı çok. Dakikalarca sırada beklemek sıkıcı. Dinlenme tesisleri tıka basa, otobüslerin indirdiği yolcularla dolu. 
Festival alanı yakınlarına otobüs girmiyor. Yürüyerek gitmek fazla uzun sürmüyor ancak yürümek istemezseniz, Belediye’nin tahsis ettiği araçlarla gidebiliyorsunuz. Girişten itibaren kurulmuş tezgahlar, standart bir semt pazarına giriyormuş izlenimi uyandırdı bende. 
Oldum olası pazar alışverişini sevmeyen ben, sadece meraktan sokağa daldım. Biraz uzakta yeldeğirmenleri vardı ve bir an önce kendimi oraya atmak istiyordum. 
Bir de çok kalabalık olduğundan, hırsızlığa karşı uyarı yapıldı. Hatta bir şeyler yiyip içmek için oturduğum yerlerde, sürekli şu cümleleri duydum. “Çantalara dikkat edin!” Bu da epey tedirginlik yaratıyor insanlarda. Her zaman çok güvende hissettiğim bir yer için yapılan bu uyarılar beni biraz üzdü.
***
Geçerken tezgahlara baktım. Tezgahlarda bir sürü adını bilmediğim ot, sebze mevcuttu. Bol bol enginar vardı, demek ki enginar burada çok sevilen bir sebze.
Mesela; yabani sarımsak çiçeği. Acaba yemeği oluyor mu diye merak ettim. Radika diye bir yeşil sebze vardı, onu da hiç bilmiyorum. Arap saçı denilen, dereotuna benzeyen bir şey gördüm ama ne olduğuna karar veremedim. Belki de yöresel isimleri farklıdır.  
Değişik süsler, el yapımı aksesuarlar ve evde yapılmış bir sürü yiyecekte satışa sunulmuştu. Otlu börekler, sarmalar, tatlılar, kurabiyeler, kekler, ev yapımı çeşit çeşit reçeller çok iştah açıcı görünüyordu. Kalabalığı çok sevmeyen biri olarak, sakin bir yere atsam kendimi diyerek, kalabalığı yara yara yeldeğirmenlerine ulaştım. Fakat orasıda deli kalabalıktı.
Oysa buraya sakin bir zamanda gelseydim, orada oturup, Rosinante’nin üzerine binip gelen Don Kişot’u, aşkı Dulsinya’yı ve Sancho’yu bulabilirdim. (Hayalimde yani)
*** 
Festivali genel olarak değerlendirmem gerekirse; Alaçatı’yı kesinlikle sakin haliyle tercih ederim. Festival, daha çok esnafa hareketlilik ve ev hanımlarının gelirine katkı sağlama alanında yararlı olmuş. İstanbul’da pazara hiç gitmeyen ben, Alaçatı pazarını gezmiş oldum. Neyse, en azından gördüm, bundan sonraki yıllarda gidemedim diye hayıflanmam artık. 
Alaçatı’yı, her zaman tercih ederim ama festival zamanı kesinlikle hayır. 
Sakin zaman da beni bekle Alaçatı... 
***
Alaçatı’nın tarihini merak edenlere de, çok fazla detaya inip sıkmadan kısa bir bilgi aktarayım;
Buradaki taş evler 1850-1902 yılları arasında inşa edilmiş. Restorasyon yapılıyor. Taş evlerin özelliği ise şu; Yazların çok sıcak iklimine karşı, kuzey ve güney yönünde güneşi en az görecek şekilde inşaa edilmiş. Bu anlamda rüzgardan da oldukça güzel fayda sağlıyorlar. Çatısında üzüm kurutmak, şarapçılık ve zeytinyağı üretimi anlamında...
***
Buranın eski adı, Alacaat. Adını o zamanlarda buraya yerleşen Alacaat aşiretinden almış. Bataklık olan Alacaat köyünde halk sıtma ile savaş verirken, bataklığı kurutmak üzere büyük toprak sahipleri, rum işçilere mülkleri kendilerinde kalması şartıyla tarlalarını vermişler. Ancak daha sonra buraya yerleşmişler. Rumların sayesinde burada bağcılık, şarapçılık bölgeyi üretim ve ticari anlamda yükseltmiş.
Buranın tarihsel anlamda en önemli kişilerinden biri, Mahmut ağanın torunu olan, Hacı Memiş Ağa. Burada adına yapılmış cami var. Mahmut ağa, en büyük kaptan-ı Derya olan Barbaros Hayrettin Paşa gibi Cezayir kökenli. Fırtına sonucu Alaçatıya sığınan kişi olduğu söyleniyor. Fırtına çıkmamış ve gelmemiş olsaydı acaba burası nasıl olurdu? Bazen felaket dediğimiz şeylerde, güzel şeylere sebep olabiliyor. 
***
1830’lu yıllarda depremle sarsılan sakız adasındaki Rumları, çeşitli işlerde çalışmak üzere Alaacat’a davet eden kişi Hacı Memiş ağa olmuş. 
19. yy sonralarında Rumlar Alacaat adını Alasata olarak değiştirmiş. Zaman içinde de Alaçatı olmuş.
***
Alaçatı’nın kaderi 1912’de Balkan Savaşı ile birlikte değişmeye başlıyor. Balkanlardan kaçan Türkler geldikten sonra Rumlar’da panik gelişiyor ve göçler olmaya başlıyor. 1919’da İzmir ve çevresinin işgali ile Rumlar geri dönüyor. Bu defa Balkan göçmenleri Anadoluya doğru göç etmeye başlıyor. 1923 Lozan Mübadelesinden sonra da rumlar buraları terketmek zorunda kalıyor.
***
Çeşme
Çeşme, adını buradaki tarihi çeşmelerden almış. Osmanlı zamanında askerler burada çamaşırlarını yıkıyorlarmış. Burada, kumru, sakızlı dondurma meşhur olduğundan bu yiyeceklere çok sık rastlayacaksınız. Hava oldukça serin ve rüzgarlı bu bölge.
Sokakları çok güzel, gölgeli sokak kahveleri de öyle.
Caddede faytonlar var, dilerseniz gezebiliyorsunuz.
***
Burada sizi karşılayan bir kale var. Bu kale, 18.yy’da Çeşme’nin defalarca saldırıya uğramasından dolayı inşa edilmiş. Kale, şimdilerde Kültür Bakanlığı'na bağlı bir müze.
Kaleye girmeden hemen önünde aslanlı bir heykel var. Bu heykel Osmanlı zamanında sadrazamlığa yükselmiş bir kaptan olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya ait.
Cezayirli Hasan Paşa, 1713 Tekirdağ doğumlu. (O zamanlardaki adı Rodosto) Aslen, Balkanlı, Pomak olduğu söyleniyor. Cezayirli denmesinin sebebine gelince, gençliğinde Cezayir ocaklarına yazılmış olmasındanmış. 
O dönemlerde yiğitlik gösteren korsanlara, “Dayılar” deniliyormuş. Bu da bana ilginç geldi. Günümüzde akrabalık ünvanlarında kullandığımız “dayı” acaba o dönemlerden mi geliyor?
***
Cezayirli Hasan Paşa’nın Çeşme’nin savunmasında önemli bir yeri var. 1770 yılında, ruslar adayı işgal edince, kalenin savunmasını ele alıp rusları uzaklaştırmış. Gazi ünvanı verilmesi de bu sebeple olmuş.
Heykelinin yanında bulunan aslanı sorarsanız, o da aslanları evcilleştirip onlarla dolaştığı içinmiş. Cömertliği ile biliniyormuş ve mal varlığının büyük çoğunluğunu devlet işlerine harcamış. 1790 yılında Bulgaristanda, Şumnu’da vefat etmiş. Mezarı bilinmiyor.
***
Çeşme’de, tarihi olarak bir de kilise bulunuyor. 1832 yılında yapılmış (Central Church Of Çeşme) Ayios Haralambos kilisesi. Tadilattan geçtikten sonra, şimdilerde sanat evi olarak varlığını sürdürmekte.
***
İzmir’e gelmişken Meryem Ana evine uğramamak olmaz
Burası Hıristiyanların hac yeri. Bülbül dağının üzerinde yer alıyor. Oldukça virajlı bir yoldan çıkılarak gidiliyor. Meryem Ana’nın son yıllarını Yuhanna ile birlikte burada geçirdiği sanılıyor. Her yıl milyonlarca turist ağırlıyor burası, ancak burada da turist göremedim. Ziyaretçilerin tamamı yerli turistti. Daha fazla yer görmek isteyenler, Selçuk Efes Müzesini yerini gezebilir. Dünyanın en zengin açık hava müzelerinden biri burası. Yedi uyuyanlarda tarih sevenlerin ilgisini bekliyor.
***
En sevdiğim yerlerden biri olan Şirince’ye bakalım biraz da...
Bir yıl aradan sonra yeniden burada bulunmaktan çok mutlu olduğumu belirteyim. Mor salkımlar açmış, arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken, başınızdan aşağı taç yapacak gibi sanki. Küçük alışveriş dükkanlarında süs eşyaları, şarap tadım evleri, ev hanımlarının yaptığı saça, reçel, ekmek tezgahları harika görünüyor.
Burada da geçmiş yıllarda çok turist olurdu. Maalesef burada da yok. Hatta önceki geldiğim yıllarda ben turist gibi olurdum oysa. 
Şarap tadım evleri sıkıntılı, esnaf dertli...
Şirince’de de neden bir şarap festivali yapılmıyor acaba diye çok merak ettim.
Girdiğim bir şarap evinde bunu dile getirdim. Eskiden varmış, yani 8 yıl öncesine kadar her yıl festival yapılıyormuş. Artık yok!
Şarap tadım evleri buranın alışılmış özelliklerinden. Ancak alkol yasaklanması konusunda burada bir çaba varmış. Esnaf bu yüzden oldukça sıkıntılı. Yukardan dekoratif bir şekilde asılan şarap kadehleri var bilirsiniz. Onların bile öyle durmasından dolayı ceza almışlar. Epeyce bir şarap tadım ve satış evi de kapanmış böylelikle...
***
Güzel İzmir’de her yerde olduğu gibi referanduma kilitlenmiş. Her yerde İzmir Marşı çalışıyor. İki kişi konuşmaya başlayınca konu mutlaka referanduma varıyor. 
Geceleri, her zamanki gibi Konak meydanında gençler gitarları ile şarkı söylüyor. Ben onların söylediği şarkılardan biri olan “deniz üstü köpürür” şarkısını dudaklarımın arasına sıkıştırıp, İstanbul’a dönüyorum.
Ve kalbimi yine Ege’de bırakarak...
***
Sevgiyle kalın
Sevim Güney

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.