Nihat İzsiz: Yeni bir zirve yarışı başlattık

Nihat İzsiz

Nihat İzsiz



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 17 Nisan 2015, 09:34

Delta Şirketler Grubu'ndan ayrılmasına ağabeyi Seyithan İzsiz'in tepkisinin “Tabi o da ayrılmamdan yana çok istekli değildi. Kal beraber devam edelim, güç birlikteliğimiz bozulmasın gibi telkinleride oldu” şeklinde olduğunu söyleyen Nihat İzsiz, “Fakat ben bir takım şeyler değişmediği sürece orada kalamayacağımı biliyordum, kararlıydım. Bıraktığımda da sıfırdan başlamak gibi bir seçenek vardı önümde. Ben rezil olacak ya da rezil edecek adam değilim. O yüzden onun bu telkinlerini çok önemsemedim açıkçası. Öncelikle bizde kol kırılır yen içinde kalır; bunu da tamamlayan bana göre güzel bir atasözümüz daha var et tırnaktan ayrılmaz. Biz bir aileyiz, kişisel problerimiz asla yok. Hala görüşürüz selamlaşırız. Bazen kızgın mısın diye soruluyor, emin olabilirsiniz kızgın değilim. Çünkü ben buna hazırlıklıydım. Bu süreci bir günde yaşamadım. Bir gün bu takım hadiseler beni yoracak, manen erozyona uğratacak ve müsade isteyeceğim gibi bir hissim vardı” diye konuştu.

İnşaat sektörünün önemli firmalarından biri olan Delta İnşaat ve Gayrimenkul'de 6 ay önce sürpriz bir ayrılık yaşadı. Bir aile şirketi olan ve Seyithan İzsiz'in Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptığı firmadan kardeşler Nihat, Yusuf ve Muhammed İzsiz ayrılma kararı aldı. 3 kardeş daha sonra Başyapıt A.Ş. isimli bir şirket kurarak; Esenyurt'ta Gümüş Referans ismiyle bir rezidansın yapımına başladı. Aynı zamanda Başyapıt A. Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yapan Nihat İzsiz ile ayrıntıları çok merak edilen Delta'dan ayrılma sürecini, neden ayrıldığını, hedeflerini, sektörü ve siyaseti konuştuk.

Tüm sorularımıza içtenlikle cevap veren Nihat İzsiz, aile ilişkilerinin devam ettiğinin özellikle altını çizerek, “Bırakın bölgemizi, ülkemizin önemli projelerini üreten bir kurum haline getirmişken bırakmak bazıları için imkansız gelebilir. Ama ben o an manen bırakmam gerektiğini, bazı hadiselerle mücadele edemeyeceğimi düşündüğüm için bıraktım” diye konuştu.

“6 ay önce ayrıldığımda cebinde bir tek lirası olmayan bir adam olarak sıfırdan hayata başladım” diyen İzsiz, “Adeta sudan çıkmış balık gibiydim. Hatta sektöre dönmeyi düşünmüyordum ama kardeşlerim istedi. Ya Allah dedim önce sıfıra indim, Ya Allah dedim işe başladım. Bu projemiz bizim sıfırdan zirveye ilk adımımız olacak” ifadesini kullandı.

Bölge sizi ailenizle daha doğrusu aile şirketiyle birlikte tanıdı. Derken bir ayrılma yaşandı. Neden böyle oldu?
Biz hala bir aileyiz, öncelikle onu söyeyeyim. Ticari faaliyetlerimiz farklı sadece. Bu görüş ayrılıkları dışında herhangi bir sorun yok.

Aile şirketi olduğu için sanırım insan kendini orada daha rahat hisseder. Siz birden bire bu yapının dışına çıktınız. Bu ayrılıktan sonra tırnak içinde kendinizi sudan çıkmış balık gibi hissettiniz mi?
Etmez miyim! Aslında şöyle bir durum var. Ben aşağı yukarı 6 ay önce ayrılmam gerektiğini düşündüğümde ve bunu hayata geçirdiğimde cebinde bir tek lirası olmayan bir adam olarak sıfırdan hayata başladım. Hiçbir şeyi olmayan bir adam. Aslında ilk hedefim belki de maaşlı bir işe girip çalışmaktı; hatta bir iki tane iş başvurum da oldu. Sektörü artık düşünmüyordum, zaten artık böyle bir bütçeyi de açıkçası bir araya getirmenin biraz zor olduğu bir dönem olacaktı. Tekrar başa dönmek kolay değil. Fakat benim iki küçük biraderimin ısrarı ile tekrar sektöre döndüm. Kardeşlerimle birlikte başlama kararı aldım. Bu projemiz bizim sıfırdan zirveye ilk adımımız olacak. Zaten sloganımız da bu. Ya Allah dedim başladım

Projenin ismi ne?
Gümüş Referans. Dolayısıyla aslında bundan 6 ay önce sudan çıkmış balık tanımı bana uyuyor. Hakikaten daha güzel anlatılamazdı, sudan çıkmış balıktık evet. (Gülüyor)

Siz kaç yaşındasınız?
35 yaşındayım.

35 yaş bu tür riskleri almak açısından biraz da küçük bir yaş olarak görülür. Siz bu cesareti nasıl gösterdiniz?
Bizim doğumdan son nefese kadar yaşadığımız bir ömür var. Ben bir gün dirileceğime ve hesap vereceğime inanan biriyim. Yaşadığınız bir takım hadiseler sizi vicdanen rahatsız ediyor ve 'arkadaş bunlar bana uymuyor' dediğinizde eğer karşılık bulamıyorsa sıfırdan başlayamıyorsanız o nasıl bir imandır onu sorgulamak lazım. Herhalde bu yüzden o cesareti gösterdim. Ya Allah dedim önce sıfıra indim, Ya Allah dedim işe başladım. Bakalım ne olacak? Bir kere teslimiyet bakımından kendini yüzde yüz teslim etmiş biriyim. Kısmet rızkı oradan geliyor kimse kimseye vermiyor öyle bakıyorum.

Mücadele edemeyeceğim için bıraktım

En yükseğe fırlamak için önce dibe kadar çökmek gerekiyor derler...
Vallahi biz en yüksekten dibe düştük. (gülüyor) Çünkü belki de İstanbul'un en iyi kuruluşunu sıfırdan alıp, yıllarca emek veren, bu işin mutfağında olan biriydim ben. Bizim serüvenimizin başladığı gün ve 6 ay öncesinin ilk gününe kadar bütün kardeşler bir arada emek vererek çalıştık fakat bir noktadan sonra görüş ayrılıkları olduktan sonra bırakmak durumunda kaldık. Tekrar söylüyorum bırakın bölgemizi, ülkemizin önemli projelerini üreten bir kurum haline getirmişken bırakmak bazıları için imkansız gelebilir. Ama ben o an manen bırakmam gerektiğini, bazı hadiselerle mücadele edemeyeceğimi düşündüğüm için bıraktım.

Siz yıllarca Delta Gayrimenkul ile tanındınız. Bu geçiş sürecinde kendinizi yeniden anlatma ya da tanıtma noktasında sıkıntı yaşıyor musunuz?
Ömrümüzün yarısından fazlasını bir isim çatısı altında geçirmemizin bundan sonraki yaşamda etkisi elbette olacaktı. Ama benim daha büyük bir dezavantajım vardı. Ben hiçbir zaman tribünlere oynamadım, vitrinde de olmadım. İşin bütün affedersiniz hammallığını çektim ama hiçbir zaman bir vitrine çıkayım demedim. Çünkü vitrin arzusu olan, potansiyeli olan zaten bir kardeşim vardı. Onun önüne geçmek en azından 6 ay öncesine kadar doğru değildi. Dolayısıyla ben bilahare sıkıntı yaşadım. Çünkü benim şahsen isim olarak PR'ım yoktu. Ancak herkesin kafasında oluşan bir intiba vardı. 6 ay önce sıfırdan başladık; elhamdülillah o intibanın sayesinde bir havuz oluşturduk. Gel dediğimiz arkadaşlarımızın çoğu geldi, gelemeyenler ya bahane üretti ya da gerçekten tedirginlerdi. Kimisi tedirgin olmasına rağmen o havuza arzu ettiğimiz nakiti aktardı ve biz bu projeye sıfırdan başladık. Yani demek ki bir dezavantajın yanında birde avantajım varmış benim. Evet mutfakta olmak, insanlarla birebir diyalog içinde olmak bir intiba bırakmış. Bunun için de her gün hamdediyorum.
Binlerce konut hayalim yok

Özellikle burası ciddi anlamda inşaat yoğunluğunun yanı sıra firma kirliliğinde yaşandığı bir bölge. Sizin firma alarak hedefleriniz neler?
Ben o hedeflerin bir takım erozyonlara sahip olduğunu yaşayan bir insan olduğum için büyük hedeflerim yok, olmayacak, hiçbir zaman olmaması için çaba sarf edeceğim. Arada nefsimi köreltmek için bir takım telkinler almaya çalışacağım; verilmese de ben almaya çalışacağım. Çok büyük hedeflerim yok. Ben hedefler uğruna bir hayatın heba edilmesini doğru bulmuyorum. Elbette hedefimiz çocuğumuzun rızkını çıkartmak, iyi bir intiba bırakmak, ilişkide bulunduğumuz tedarikçilerimize müşterilerimize faydalı olmak. Mümkünse gücümüzün yettiği nispette iş alanları oluşturmaya çalışmak, istihdam oluşturmaya çalışmak... Ama çok büyük projelerimiz olacak, çok büyük yerlere geleceğiz, önemli projelere imza atacağız gibi beklentim yok. İki yılda 200 – 300 konut üretecek bir potansiyelimizin olması için şuanda bir altyapı çalışması yapıyoruz. Hiçbir zaman binlerce konuttaki bir projeyi üretmeyi hayal etmiyorum.

Hedef önemlidir ama fazla hırs kötüdür derler. Bugün birçok kişinin hırslı olması başta bölgemiz olmak üzere İstanbul'un birçok noktasında gördüğümüz iç karartıcı manzara o hırsın yansıması olabilir mi?
Bir girişimci, ruhsatı verecek olan yerel yönetimden her türlü imtiyazı talep eder. Ben hırslı değilim, hırsız da değilim ama verilen bir hak varsa kullanmak isterim. Bunun için belediyelere gelen baskının haddi hesabı yok, bunları biliyoruz. Ülkemizde bu maalesef bugünün sorunu değil. Özellikle İstanbul için belki 50-60 yıldır aynı sorun devam ediyor. Bu kadar çarpık kentleşme dünyanın en önemli kentlerinden birinde daha yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla yerel yönetimlerde mümkün mertebe bu baskıları en aza indirmeye çalışırlar fakat bizim bölgemizle ilgili özel bir durum var. Bizim bölgemiz hakikatten 10 yıl önce bir köy gibiydi. Burada oluşturulan bu istihdam bir takım mekanizmaların bu hataları görmezden gelmesine sebep oldu. Çünkü Esenyurt'ta son 10 yıldır herhalde 100 bin konut üretilmiştir. Bu 100 bin konut beraberinde yüz binlerce insanın ekmek kapısı anlamına geliyor, yüz binlerce insanın uygun fiyatlara konut sahibi olması anlamına geliyor. Tabi bu böyle olmalı mıydı? Hayır. Bugün değil 50 yıl önce doğru planlanmalıydı. Avrupalı gidiyor bir binayı bir yere kondurduğu zaman katı da, rengi de, büyüklüğü de, yola olan çekme mesafesi de, komşu parsellere olan çekme mesafeleri de net oluyor. Keyfinize göre çizdiğiniz proje üzerinden olmuyor bu o yüzde Avrupa'nın bazı kentlerini gördüğümüzde utanıyoruz.

Avrupa'da birçok şehir 100 sene önce nasılsa şimdi de aynı...
Bizim burada onu sağlamak mümkün değil de belki bu kentsel dönüşümle inşallah İstanbul'un çehresi bir nebzede olsa değişir. Bu noktada bizim görevimiz yerel yönetimin tanımış olduğu haklarımızı kullanarak güvenilir, kaliteli, sağlam, fonksiyonel projeler üretmek ve müşterilerimizin hizmetine sunmak.

İnşaat kar marjı en yüksek sektör

Son 10 yılda inşaat Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü haline geldi. Öte taraftan bununla ilgili üretim olmadığı, fabrikaların açılması gerektiği, sanayiye yatırımın şart olduğu gibi ciddi eleştiriler de var. Siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz, inşaat sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
20 yıl önce biz İstanbul'a ilk geldiğimizde o gün müteahhit bir koyuyor üç alıyordu. Bölgemizde de bu işi aşağı yukarı 15 yıldır yapan, aracılık hizmeti, mimari hizmeti, taşımacılık hizmeti veren ve daha sonra en nihayetinde projeler üreten bir kuruluşun önemli bir ferdiydim. Oradan edindiğim tecrübe ile söylüyorum; 10 yıl önce o bire üç, bire bire indi. 5 yıl önce kar marjları yüzde 50'ye düştü. Şuanda bizim sektörümüzün kar marjı yüzde 20-25'e puanındadır.

Kar marjı düşmesine rağmen neden bu kadar rağbet var?
Ben daha iyi kar eden bir sektör daha olduğunu düşünmüyorum. O çok şatafatlı kafelere, restorantlara gidin doğru düzgün para kazanan bir tane bulamazsınız. Birçok sektörde kar marjlarının yüzde 5-10'lara kadar düştüğünü görüyoruz. İşte bu nedenle inşaat daha cazip geliyor. Çünkü yüzde 25 çok azımsanmayacak bir rakamdır. Şöyle bir gerçek de var; inşaat yaptığınız zaman edindiğiniz bir takım itibarlar diğer sektörlerde yok. Şimdi bir inşaat yapıyorsunuz, o ölümsüz bir eser haline geliyor. 100 sene sonra da orada kalabiliyor.Marmara Depremi'nde ciddi yaralar aldık ve sonrasında yasalar değişti.Aklımız başımıza geldi...

Sağlamlık değil yükseklik sorun

Ama bugün de yapı denetim firmalarıyla ilgili sıkıntılar söz konusu. Bunlarla ilgili öyle şeyler duyuyoruz ki kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Gerçekten aklımız başımıza geldi mi? Bugün yapılan binalar cidden 100 yıl ayakta kalabilecek sağlamlıkta mı?
Öncelikle 99 yılında yapılan yapıların yapı teknikleriyle bugünün yapı teknikleri arasında büyük fark var. Teknoloji de çok değişti. 30 yıl önce karma betonla yapılan bir yapıyla bugün hazır beton arasında büyük farklar var. Eskiden kürekle beton dökülürdü. Şimdi pompayla döküyoruz üzerine sıkıştırma yapıyoruz. Her şeyi bir tarafa bırakın sağlam zemin bulmadan temel atmıyoruz. Attığımız temel radyal temel oluyor. Dolayısıyla yapıların sağlamlığı ile ilgili bir sorun yok. Fakat yapı denetim firmalarının bu konudaki özverileri biraz tartışılabilir açıkçası. Biz de bazen yapı denetim firmalarının performansı noktasında şikayetlerimizi iletiyoruz. Fakat bu görevlerini yerine getirmedikleri anlamına gelmiyor. Aslında bu firmaların yüzde 90'ı işini cidden harfi harfine uygun yapıyor. Aralarında tabiki çürükler olacaktır. Bölgede yapıların sağlamlığından öte bu yüksek katlı yapıların biraz inmesi yeşil alanların artması bu açıdan sorunlar var.

Yukarıda hırstan bahsederken aslında bu noktaya değinmek istemiştim. Bölgedeki inşaatlar çoğaldıkça yeşil alan azalıyor. Hiç kimsenin aklına 1 metrekare de yeşil alan bırakayım ya da buraya da inşaat yapmayım da ağaç dikeyim fikri gelmiyor...
Beylikdüzü'nün bundan 20 yıl öncesini bugünle kıyaslamak doğru olmaz çünkü toprak mahiyetleri çok farklı artık ve araziler kıymetli olunca insanlar onu gelir anlamında avantajlı kullanmaya çalışıyor. Bu yaptıkları doğrudur demiyorum. Biz de nihayetinde sektörün bir üyesiyiz fakat şunu da söyleyelim İstanbul'un yatay büyüme sıkıntısını dikey büyümeye çevirmekte doğru değil. Ne yapmak lazım derseniz bundan sonrası için imar planlarını buna göre yapmak lazım. Yeni imar planları o yoğunluğu mümkün mertebe azaltan, en yüksek emsali 2-2,5'ları bulduğu, kat yüksekliğinin bir sınırlamaya tabir tuttuğu bir planlar olmalı. Bu planlar İstanbul genelinde ilçeler bazında yenileniyor. Hatta çoğu bitti, dolayısıyla bunda sonraki süreçte rahatlama olacağını düşünüyorum. Tabi tekrar değişmezse.

Lüks tüketim kriz getirir

Birçok kesim tarafından Türkiye'de ekonomik kriz yaşandığı, seçimler sonrasında bunun daha da yoğun biçimde hissedileceği dile getiriliyor. Bu noktada yeni bir firma olarak endişeleriniz var mı?
Emek Hanım, ben eğri oturmayı ama doğru konuşmayı seven birisiyim. Bizim ülkemizde kriz olması kadar doğal ne olabilir ki! Bakın bugün karı koca üç çocuk; bildiğimiz ataerkil Türk aile yapısı genelde budur. Eskiden babada bir tane otomobil olurdu hafta sonu hep beraber bir yerlere gidilirdi. Şimdi babada birden fazla araba var, hanımda araba var, liseye giden çocukta araba var. şimdi bir haneye beş araç olursa elbette ekonomik kriz olur.

Sizin hanede durum ne?
Bende şuan bir tane var, onu da zar zor almışız. Ama benim de durumum müsait olduğu dönemde eşimde araba vardı. Ama şu bir gerçek ülkemizde üretime dayalı bir ekonominin daha da güçlenmesi lazım. Bunun için bir kere son terör olaylarından dolayı boşalan bu kırsalın tekrar dolması gerek. Benim Van'da yaşayan amca oğlum, buraya geldiğinde 'beni Çatalca'da kendin pişir kendin ye olan yere götürsene' diyor. Eskiden mümkün müydü, çünkü etin ana merkezi orasıydı ve bu adam hayvancılık yapıyordu. Şimdi ete hasret. Niye, hayvancılık yok artık, kırsal boşaldı. İkinci etkene gelelim, biz tüketim malları noktasında lüksü tüketmeye alışkınız, buna son verilmeli. Üç kesinlikle ama kesinlikle borca dayalı ekonomi artık bitmeli, bunun bir takım sınırlamaları olmalı. Ama ülkemizde şu an kriz demesekte adına bir daralma, darboğaz var. O darboğazın en büyük sebebi kesinlikle ve kesinlikle lüks tüketimdir.

AK Parti yine tek başına kazanır
“2 ay sonra seçim var. Bu seçimin sonuçlarıyla ilgili öngörünüz var mı? Nasıl bir tablo ortaya çıkar?” diye sorduğumuz Nihat İzsiz, “Ülke gündemini takip eden bir vatandaş olarak ben AK Parti'nin Türkiye'ni gerçeği olduğunu düşünüyorum. Türkiye'deki mevcut yapıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar iyi okuyan ikinci bir siyasetçi var; o da anında müdahale eden Selahattin Demirtaş. Diğer siyasetçilerin doğru okumadığını düşünüyorum. Fakat şu bir gerçek AK Parti'nin son hadiselerden sonra tekrar oylarını yükseltmesi çok sürpriz olur gibi görünüyor. HDP'nin barajı aşacağını düşünen kesim bayağı fazla ama ben belkide altında kalma durumu olduğunu düşünüyorum. Selahattin Demirtaş'ın aldığı oy gibi bir oy alabilirler. Fakat ne olursa olsun bir koalisyondansa tek partinin doğru olduğunu söyleyen biri değilim. Ama koalisyon olacağını düşünmüyorum. AK Parti yine tek başına iktidar olur. Milletvekili sayısı düşer. 300 artı eksi 10 diyorum. HDP barajı geçerse, geçmezse AK Parti'nin milletvekili artacağını düşünüyoruz” cevabı verdi.

KELİME OYUNU
Aile: Huzur
Çocuk: Yenilenme
İstanbul: Yaşayabileceğim tek yer
Türkiye: Vatanım
Dostluk: Günümüzde kalmayan, keşke bir tane olsaydı dediğimiz, olana da sıkı sıkı sarıldığımız
Geçmiş: Nötrüm, vicdanen rahatım
Bugün: Şükür günü
Gelecek: Umut
Siyaset: Yanlış
Muhalefet: Devrim
İktidar: Hırstır
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vah vah vah - 2 yıl önce
şuna öz abimiz bizi dolandırdı desene bilader....
Avatar
Mehmet ayman - 3 yıl önce
Dualarımız seninle güzel adam...
Avatar
sedat - 3 yıl önce
nihat abi yine karizmasın vesselam.sen ne yaparsan güzeldir.çünkü kalbin güzel
Avatar
SAİT KOÇOĞLU - 3 yıl önce
nihat izsiz diye yazılır...adam gibi adam diye okunur.yolun açık olsun bıra
Avatar
Mehmet atabay - 2 yıl önce
Dürüst adamlar sıfırdan başlamayı herzaman gözüne kestirebilir.Güzel bir örnek