Yeni değil, sözde değil, özde CHP


Seyit Aslan

Seyit Aslan

08 Aralık 2015, 11:23

 Konumuz CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun demecindeki, sözde CHP’lilere bundan böyle partinin içinde yer olmadığı.  “Bundan böyle artık yolumuza özde partilerle devam edilecektir” sözleri ağırlık kazanmaktadır. 
Peki, bugünkü CHP, sözde mi? Özde mi?
Evet, bu sorunun cevabını, bu ülkede ve dünyadaki olaylara bilime dayalı her düşünür rahatlıkla cevap verir ama isterseniz bu sorunun cevabını biz değil de, eski Sovyetler Birliği’nde yazarlar sendikası başkanlığını yapmış olan, Nazım Hikmet’in de en samimi arkadaşı olan Ayvazof  ile yapılan bir anıyla açıklamaya çalışalım. Anı şöyle:
“Bir gün ben, Rasih Nuri İleri, Ayvazof, üçümüz bir kahvede çay içerken, bu arada ben Ayvazof arkadaşa, ‘halklar meselesini anlatır mısın’ dedim. Bu istek üzerine sayın Ayvazof  bana, sen anlat dedi. Ben de bildiğim kadar anlattım. Benim anlatmamı dinleyen Ayvazof, ‘Siz Lenin’i iyi öğrenmişsiniz ama keşke onun kadar Atatürk’ü de öğrenseydiniz’ diye karşılık verdi.  Bu sefer ben, ‘bu istek niye, biz zaten biliyoruz’ dedim ve yine sözü Ayvazof aldı. ‘Bakın’ dedi, ‘Bizim Lenin’e büyük saygımız var, çünkü o, en azından ilkel bir toplumun okumasını sağladı. Atatürk’e gelince, diyalektikte zaman/mekan/hareket, bir de zıtlar olayı vardır. Nitekim o zıtlar olayı, orda geçerli, burada geçerli, ekonomide de geçerlidir.’ dedi ve ekledi: ‘Çünkü Mustafa Kemal’in bu yönde oluşturduğu, devlet ağırlıklı ekonomi politika ile siz bizim yetmiş senede kuramadığımız Sümerbanklar gibi kurumlar oluşturmuşsunuz. Siz onları yok saymasaydınız, her daldaki bu kuruluşlarda, her iş kolunda kural, koşul, ölçü ve kalite belirleseydiniz, her çalışana bu yaptığı iş ölçüsünde ücret verilmesi için çalışsaydınız, o zaman sizin ülkeniz dünyada örnek alınacak ülke olurdu. Ancak siz, halklar meselesinde yanlış yapmışsınız. Çünkü Sovyetler Birliği’nde halklar meselesi, senin anlattığın gibi hiçbir zaman uygulanmadı. Nitekim, Nazım Hikmet Sovyetler’e geldiğinin ilk dönemlerinde ona telefonda Türkçe konuşması bile yasaklandı. Bakın, son Sovyet devletini yıktık, diyen başbakanınız ne demek istiyor, onu iyi düşünün.”
Evet, yukarıdan aşağı Ayvazof arkadaşın da işaret ettiği gibi, emperyalizme karşı verilen ulusal kurtuluş savaşı sonrası kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin t emelinde, ortaçağ felsefesinde direnirken mağlup olan Osmanlı yoktu. İkinci enternasyonalle beraber kapitalizmin emrine giren Avrupa sosyal demokrasisi yoktu. Aynı zamanda bu ülkede kurulan cumhuriyet hükümetiyle birlikte oluşturulan ilk siyasi kuruluş olan CHP’nin ilkelerinde karanlık ve teslimiyetten eser yoktu.
Peki, ne vardı?
Akıl vardı, bilim vardı, geçmişin ve bugünün yurt ve dünya tahlili vardı. Tek millet, tek bayrak, eşitlik, kardeşlik; tüm kaynakların hakça paylaşılacağı tam bağımsız bir Türkiye’yi yaratma vardı.
Örneğin, CHP’nin programında üniter bir toplumun kardeşliğini pekiştirecek, bu toplumu kaynaştıracak olan Ulusalcılık-Halkçılık-Cumhuriyetçilik-Lâiklik-Devletçilik-Devrimcilik adında, akla, bilime, plana, programa dayalı eşit, kardeşçe ve hakça paylaşılan tam bağımsız bir ülkenin önünü açan maddeler vardı. 
Peki, bu maddeler veya bu ilkeler uygulandı mı? Elbette ki uygulandı. O halde, hangi dönemde uygulandı?
1923 ile Kurtuluş Savaşı önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı olan 1938 seneleri arasında toprak reformu hariç;
-Halktan alınan vergilerle döşenen devlet demiryolları, yine halkın ortak malı olan fabrikaların kuruluşu, köylülere iş alanı yaratan devlet çiftlikleri.
-Haralar, maden ocakları, hastaneler, kılık kıyafet devrimi, kitle ulaşım araçları, kadınlara seçme-seçilme hakkı ve daha birçok sosyal hakkın yürürlüğe konulması, hep o kısa dönem içinde gerçekleşmişti. 
Sonra araya giren 2.Dünya Savaşı ile birlikte, o günlerin sisli havasından yararlanan karşıt güçlerin Amerikalılarla yaptıkları işbirliği sonucu, 1950 senesine gelindiğinde bu güçler, yani komprador burjuvazi, ağa, asalak bürokratlar iktidarı ele geçirir.
Ve o günden bugüne Amerikalılar tarafından ellerine verilen reçetelerle idamlar dahil baskı, zulüm, yalan, hurafe, sadaka ve kendilerine göre demokrasiyi de kullanmak şartıyla, bu üçlü hep iktidarda kalarak, bu ülkede yabancılardan ve karanlıktan medet uman çağ dışı bir toplum yarattılar.
Bu arada giderek bu ülkede zaman zaman oynanan demokrasi oyunlarında, bu toplumdan oy almak üzere CHP’li bazı yöneticiler de, asıl özünden ayrılarak kara çarşafa rozet takma dahil emperyalizmin güler yüzle temsilcisi Avrupa sosyal demokratlarından medet bekler hale geldiler ve bu şekilde liberalizmin bataklığında kendilerine yeni CHP adını verdiler. 
Oysa bu partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ekonomide, siyasette, askeriyede ve kültürde,  ‘Tam bağımsızlık benim asıl karakterimdir” demiyor muydu!
Evet, işte gerçek CHP buydu. O halde, Amerikancı, özelleştirmeci, Avrupacı ve karanlığa göz kırpan kişilerden ne kadar özde CHP’li olur.
Evet, özde/sözde ancak bu kargaşalı dönemde özellikle ülkemizde yeniden ‘özde CHP’ye ihtiyaç var!
Saygılarımla.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.